Serdar İNAN

KP49
KP

Mimari ve İnşaat sektörü açısından 2015...
Öne çıkanlar, farklılıklar...
2016 için öngörüler...

2015’e dair...

2015’te çok farklı yaklaşımlar gördük. İşlerini büyütenler, geliştirenler, “Sektöre ne oluyor bir bakalım!” diyerek frene basanlar oldu. Oyuna yeni girenlerin yanı sıra kulvar dışına çıkan oyuncular da oldu. Şu an inşaat sektöründe, İstanbul’da 40 tane oyuncu var. Bunların 20 tanesi süper lig ve 1. Lig’de, 20 tanesi de 2. Lig’de yer alıyor. Bu oyuncular içinde el değiştirenler de oldu. Örneğin; GYO’lar dışında inşaat yapıp satan grupta bir şirketin hisselerini yabancı bir grup satın aldı. Bu enteresan çünkü bildiğim kadarıyla yabancıların gelip de inşaat sektöründe hisse aldığı tek örnek. Finans ve sigorta sektöründe, AVM’lerde hemen hemen bütün sektörlerde hisseler el değiştirdi ama tek bir şirketin global bir yatırımcı şirkete satılması örneği yok. Bu hem iyi hem de kötü haber. İyi haber çünkü, dünyadaki sermaye Türkiye’ye, Türkiye’deki yap-sat sektörüne güveniyor ki bu sektör Türkiye’nin en büyük sektörü olmasına rağmen diğer sektörler içinde en az kurumsal olanıdır.

2015’te işimize devam ettik ve hiç frene basmadık. Biz frene pek basmayız ama alternatif planlarımız hep vardır. Sektörde yerleşik alışkanlıkların tersine, metrekare değeri 3 bin ile 33 bin arasında değişen bir skalaya yayılan farklı tipte projeler yapıyoruz. Bu yaklaşım, hızlı satılanlarla zaman içinde satılanların birbirini dengelemesine olanak sağlıyor.

Bu çeşitlilik; iş körlüğünü engelliyor, dinamizm kazandırıyor ve çok ortaklı iş olanaklarına uygun zemin oluşturuyor.

Satış yapılmayan projelerde bu zorluk konut fazlası ile ilişkilendiriliyor ve “Türkiye’de 1 milyon konut fazlası var.” deniyor. 1 milyon konut fazlası olması için 100 milyar dolar para sermaye gerekli ki Türkiye’de böyle bir mevduat hacminden söz etmek olanaksız. Borsa hacmi de bunun bir göstergesi. Benim bildiğim borsa 70 milyar dolarlarda dönüyor. 150 milyar dolar civarında da mevduat var Türkiye’de. Bunlardan daha fazla bir gayrimenkul derinliği oluşabilir mi? Mümkün değil. Satış tarafında zorluk yaşayanlar işini bilmeyenler oldu. En ufak rüzgarda sallanan, piyasadan çok etkilenen, işlerini doğru yapamayan, müşteri memnuniyeti sağlamayı bilmeyen firmalar zorlandılar. Bazıları sermayeyi bulunca kendi boyunu aşan büyük projelere girişiyorlar. İstanbul’da her yıl 100 bin tane konut üretiliyor. Bunun %60’ı bahsettiğim bu profilde firmalar tarafından. Finansmanı bilmeyen veya yönetemeyen bu firmalar bankadan krediyi çıkaramıyor, garantörlük alamıyor, banka konut kredisi vermiyor ve olay bir noktada tıkanıyor. O zaman acil durum önlemi olarak fiyatı düşürüyor ve maliyetinin altında satıyorlar. Bu da “Piyasada kriz mi var?” algısı oluşturuyor. Yoksa reel akarla bir ilgisi yok. İstanbul’da her yıl 250 bin nüfus artışı var. 100 bin tane de konut ruhsatı alınıyor. Aslında dengeli. Üstelik kentsel dönüşüm yapılması gereken çok fazla yer var.

2015’te Türkiye seçime endeksli bir ülke oldu. İlk seçim öncesinde insanlar ne yapacağını bilemedi zaten. Ondan sonra ciddi bir nekahat dönemi yaşadık 7 Haziran – 1 Kasım arası. Bu dönemde Türkiye’den yurt dışına doğru sermaye kaybı oluştu. Yerli ve yabancı yatırımcı başka pazarları tercih etti. Ekonomiye ciddi bir yara verdiğini düşünmüyorum. Bizim de 7 Haziran – 1 Kasım süreci arasında sözü alınmış bazı bağlantılarımız iptal oldu. Onun yerine alternatif ürünler sürdük pazara, alternatif satış kanalları açtık ve ciromuzu yükseltmeyi başardık. Biz her zaman yaptığımız bütün işleri krize göre planlarız ve her zaman krizden güçlenerek çıkarız. Kriz olduğu zaman alım yaparız. Finansman planımız çok uzun vadeli, 2063 yılına kadar planımız var. Şu anda 4. nesil inşaatları yapmaya başladık. Bu dönem 7 yıl sürecek ve 5. nesil inşaata geçeceğiz başarabilirsek. Basın Ekspres Yolu’nda 4. neslin ilk pilot şantiyesini kurduk. 4. nesil süresinden önce biten şantiye demek. Raporlu iş yaralanması olmamasını hedefledik. Bununla ilgili çok ciddi önlemler alıyoruz. Mobilizasyon sahamız tamamen bir otel konforu içeriyor. İlk yaptığımız inşaatlardaki çalışma koşulları ve işçilerin konakladığı yerlerle bugün arasında dağlar kadar fark var. Bina bittikten sonra herhangi bir arızanın olmaması için çalışıyoruz. “Biz şantiyeden çıkınca bir daha çivi çakmak için bile girmeyeceğiz.” dedik. Bu çok büyük bir hedef. Bu hedefi 0 gerçekleştirmek için 7 yıl koyduk önümüze. Belki daha hızlı gerçekleşecek. Şu an bu süreci denetliyoruz ve bu hedef için altyapı oluşturuyoruz. Her yeniliği İnanlar çatısı altında önce pilot olarak uyguluyoruz, sonra kendi işlerimizde yaygınlaştırıyoruz. Daha sonra da ortak çalışmalarımızda iş ortaklarımıza yansıtıyoruz. Böylece doğru uygulamalar da sektöre geçiyor. Bizim bereketimiz bilgi birikimimiz ve deneyimimizi paylaşmaktan geçiyor.

2016 için...
7 yıllık dönemler halinde yaşadığımız bir süreç var. 1994 krizi, 2001 bankalar krizi ardından 2008’de global kriz ve 2015… Aslında piyasa önce bir genişliyor. Herkes yatırım yapıyor. Yatırım yapılınca fazla arz ile fiyatlar düşmeye başlıyor. Fiyatlar düşünce de yatırım yapmayı bırakıyor herkes. Piyasa çok düşünce alım başlıyor. Alım başlayınca piyasa yükselmeye başlıyor. Bu döngü 7 yıl sürüyor. Yüksek rakamların döndüğü, bir insanın ömründe bir kere iki kere yaptığı bir yatırım olduğu için bu döngü gayrimenkul sektöründe daha çok hissediliyor. Gayrimenkul güvene dayalı olduğu için, daha ağır bir yatırım olduğu için insanların gayrimenkul alım kararı vermesi zaman alıyor. “Fiyatlar yükseldi, satalım!” kararı vermesi de zaman alıyor. Herkes sattıktan sonra piyasa düşüyor. O nedenle gayrimenkulde bu 7 sene çok daha net hissedilir. Şimdi bu sıkıntı bitiyor. 2016’dan sonra önümüz açık. Piyasada şu an alınabilecek bol miktarda arsa arzı var. Maliyetlerin de eskiye göre iyileştiği bir dönemdeyiz.

Ne kadar ilginç dönemler yaşasak da Türkiye yıkılmıyor. Bir yandan kuvvetleniyor bir yandan da devamlı sorunlarla boğuşuyoruz. Küçük sorunlar da değil bunlar ama sorunlara çok takılmamak lazım. Biz bu sene %45 büyüdük çünkü sorunlar için planlama yaptık. Ona göre rezervler tuttuk. Hedeflerimiz var ve bu hedefleri gerçekleştirmek için de yürümeye devam etmek gerekiyor. İşin dört kısmı bende: Stratejiler, hedefler, öncelikler, vukuatlar. Diğer kısımlardan kendimi çekiyorum, arkadaşlar yeri doldurdukça. Ona göre kadro yetiştiriyor ve tüm çalışanlarımızı İnanlar Akademi’de eğitiyoruz. 600 İnanlar personelinin tamamı bu sürece dahil. Mesleki eğitimler, teknik eğitimler, yetkinlik eğitimleri ve bir de İnanlar’ın iş prensipleri eğitimi bu kapsamda veriliyor. Bu eğitimlerin sınavları var ve sonuçlar performans puanına etki ediyor. Benim öncelikli planlarım 2063’te ancak bitiyor. O yüzden kendi sağlığım için de plan yaptım ve sağlık odaklı olarak yaşamımı düzenledim.

İstanbul bir dünya başkenti olacak. Buna bütün kalbimle inanıyorum. Bir “İstanbul Destanı” göreceğiz yakın bir tarihte. Şu an İstanbul’da 1 milyon yabancı yaşıyor. 25 milyonluk İstanbul’da 5 milyon yabancı olacak demişimdir zamanında. Dünyanın İstanbul’a yüklediği böyle bir misyon var. Doğu’yla Batı’nın birleştiği, kültürlerin harmanlandığı, dünyanın ihtiyacı olan bir lokasyon İstanbul. Türkiye ancak ve ancak yabancıya gayrimenkul satışıyla 30 bin USD kişi başı gelire ulaşabilir. Başka hiçbir seçeneği yok. Böyle bir kurgusu var ülkenin bunu da ancak İstanbul ile sağlayabilir. İstanbul’a yabancılar gelirse şehir bir global merkez haline gelir. İstanbul’un önemli bir özelliği var: Batı’dan gelene Batı; Doğu’dan gelene Doğu olarak görünüyor. Her gelen kendinden, kendi kültüründen bir parça buluyor. 2020’lerden sonra İstanbul’un global bir çekim merkezi haline geldiğini hepimiz göreceğiz. Geçmiş dönem bu değişimin izlerini taşıyor. İnşaat sektörü olarak bu geleceğe hazırlanmak için kaliteli yapılar üretmemiz gerekiyor. Mimarlık tarafı projenin ticari boyutuna uyum sağlamalı. İnşaat sektörü de estetik bakışı, yaşayan ve sürdürülebilir binalar yapmayı öğrenmeli. Yabancı bir turist geldiği zaman bu yapıların önünde fotoğraf çektirmeli. Henüz öyle binalarımız yok çünkü sektörün hayalleri yok. Daha gidecek çok yolumuz var. Önce hayal edeceğiz, sonra bu hayali gerçekleştireceğiz. Şu an İstanbul fotoğrafları diye aratınca internette ilk olarak Boğaz Köprüsü çıkıyor. Hiçbir mimari tasarımı olmayan bir köprü. Oysa İstanbul köprüler şehridir. Doğu ile Batı arasında köprü olma misyonunu üstlenen İstanbul bunu yansıtan ikonik bir köprüsü olmasını hak ediyor. Yaptığımız her binayı dünyanın en kıymetli şehrine yaptığımızın farkında olmalıyız.
ремонт скутера хонда

ремонт двигателя мопеда альфа

цена на подсолнух