Mimarlığı Görebilmek 1. Bölüm

KP50
KP
                                                                                                                                                                       
Mimarlığı Görebilmek
Saper vedere l’architettura*
Bruno Zevi
1. Bölüm
*Çeviri: Alp Tümertekin, Daimon Yayıncılık, 2015

Bruno Zevi 

MİMARLIĞI GÖREBİLMEK

Bruno Zevi’nin 1948 tarihli “Saper vedere I’architettura” adlı kitabı, Lucien Trichaud tarafından Fransızcaya çevrilmiş. 1959’da “Apprendre a voir I’architecture” başlığıyla yayımlanmıştır. Bu kitaptaki çevirinin kaynağı Trichaud’nun Fransızca metnidir. Çeviri Alp Tümertekin tarafından yapılmıştır. Eser, Daimon yayınları tarafından 2015 yılında yayımlanmıştır. Genel yayın yönetmenliğini Aykut Köksal yapmıştır. Mimari alanında yazılmış tüm zamanların en önemli eserleri arasına alabileceğim bir yapıttır. Bruno Zevi’nin “Mimarlığı Görebilmek” adlı eserine, ilk defa öğrencilik yıllarımda Sayın Prof. Dr. Bülend Özer’in “Yorumlar” adlı kitabında rastlamıştım. Yorumların içinde Bülend Özerce yazılmış “Bruno Zevi’nin Gözüyle Mimari” adında kısa bir makale vardı. Böylece Bruno Zevi adı zihnime kazınmıştı. Daha sonra eserin tüm metnini okumuştum. Mimarlar için mutlaka okunması gereken bir eser. Mimariye gönül verenlerin, öğrencilerin; mimariyi öğrenme ve anlama süreçlerinin başında okumaları gerekli bir başyapıt olduğunu düşünüyorum. Bu eserin çevirisini yaparak dilimize kazandıran gerek Alp Tümertekin’in, gerekse de yayımlayan kuruluşun böyle kıymetli bir eseri kültür ve mimari dünyamıza kazandırmaları gurur verici olmalı.

Kitap; Prof. Dr. Bülend Özer’in 1961 yılında ilk kez “Mimarlık ve Sanat” dergisinin 2. sayısında yayımlanan yazısı ile başlamaktadır. Bu önsöz yazısı, kitabın bir özetini içermektedir. Kitaptaki bölümlerin satır başlarının açılımını yapmaktadır.
Kitap, “Mimari nedir? Mimari olmayan nedir? Mimari olan güzel midir veya olmayan çirkin midir? Mimari ile mimari olmayan arasındaki ayrım, salt estetik ölçülerde mi aranmalıdır?” gibi tüm sorulara cevap arayarak başlamakta ve mimarlık tarihine kısa bir seyahat yaparak yoluna devam etmektedir. Mekân kavramının önemi, mimarlık tarihinin ve eleştirmenlerin günümüzde yaptıkları ve yapamadıkları ile keyifli bir mimari yolculuk okuyucuyu içine çeker. Sonuç bölümü tam bir akademik makale kıvamında ancak oldukça anlaşılır ve duru bir dille kaleme alınmış. Ben çok keyif aldım. Umarım sizler de okurken keyif alırsınız.

MİMARLIĞIN TEMEL ÖGESİ: MEKÂN

Toplumun temel olarak mimari alanındaki bilgisizliği, giriş bölümünün girizgahıdır. Toplumlar, değişen zaman ve gelişen dünya ile gelişimlerini sürdürmüştür. Ancak mimari alanında onu anlayabilmek, mimariyi kavramak ve görebilmek anlamında; resim, edebiyat veya diğer sanat dallarına kıyasla daha geride kalmıştır. Bu geriye kalışın çeşitli sebepleri, özne ve nesne olarak bu bölümde ele alınmıştır. Bir mimari eser bir heykel gibi incelenebilir mi?

Eleştirmenler ve mimari takipçileri salt dış görünüşündeki plastisite ve temalar ile bir eser hakkında nasıl yoruma ulaşabilirler? Mimariyi görebilmek istiyorsak, onun özüne inebilmeliyiz. Mimarinin özüne nasıl inilebilir? Ve bunun için geliştirilmiş bir yöntem var mıdır?

Buradan gelinecek nokta, kuşkusuz “boyut” kavramıdır. Aslında boyut, salt mimari için değil; belki de uzay ve evren, tüm varoluş için temel kavramlardan bir tanesidir.


MEKÂNIN GÖSTERİMİ

Mimari yapıt; dış zarı, kabuğu ile bir heykel gibi çevresinde dolaşılabilen, algılanabilen bir forma sahiptir. Resim iki boyutlu ise, heykel üç boyuta sahiptir. Buradan o heykelin içinin boşaltılarak, içinde dolaşılan bir yapıya geçirilmesi ile geldiğimiz nokta; iç mekân olmuştur, bir de dördüncü boyut vardır. Bu iç mekân doğrudan kavranmadan çözüme gitmek olanaksızdır. “Mimarlık nedir?” veya “Mimarlık ne değildir?” soruları, boyut kavramının çözümü ile ancak cevap bulabilir.

Her yapının duvarlarından oluşan bir kabuğu vardır. Bu dört duvar, bir tavan ve bir döşeme ile kutu formuna ulaşır. Altı yüzeyli bir kutu. Kutu, en basit formu temsil eder. Çok süslü dört cephesi ve çatısı olan bir yapı, aslında ne kadar süslü olursa olsun, sadece bir mücevher kutusundan öte bir şey olamaz.
“İnşaat söz konusu olduğunda, duvarların oluşturduğu bu mahfaza, kap; iç mekân ise içeriktir.” 
Peki, boyut kavramı nasıl gelişti? Rönesans bize perspektifi getirdi, ondan önce üç boyut bilinmiyordu. Sonra “zaman” kavramı olgunlaştı. Zamana “dördüncü boyut” denildi.

Dördüncü boyut bizi merak ettiğimiz, görmek istediğimiz tüm mimari yapılar için orada bulunma zorunluluğuna götürdü. Bir yapının anlaşılabilmesi ve yaşanabilmesi için, onu gözlemleme ve dolaşabilme imkanına sahip olmamız gerekir.

Bu sayılanlar yine de yeterli değildir. Çünkü mimari, resim ve heykelin dışında dinamiklere sahiptir. Bu dört boyut, onun anlaşılabilmesi için başka bir takım etmenlere ihtiyaç duyar. Bu da bizi mimarlık teriminin tarifine götürür.

“İç mekânı bizi kendine çeken, bizi yücelten, üzerimizde manevi egemenlik kuran mimarlık güzel olacaktır; iç mekânı bizi yoran ya da bizi iten mimarlık ise çirkin mimarlık olacaktır.”

“İç mekânı yoksa, mimarlık da yoktur.”

Unutulmaması gereken iki husus bu yorumun arkasına tamamlayıcı olarak eklenmelidir. Bir tanesi salt iç mekân deneyiminin yapı içinde gerçekleşmediği gerçeği ve dış mekân tanımının varlığıdır. Diğeri ise salt bir binanın mekânsal yorumunun, onu yorumlamakta yeterli olmadığı gerçeğinin varlığıdır.

Mimariyi göstermenin temel olanaklarından birisi planlardır. Bir bina sadece planlarıyla anlaşılabilir, okunabilir mi? Bırakalım sadece okumayı, salt planla en basit binaları bile anlamamız mümkün değildir. Planlar doluluk, boşluk oranlarının okunması için faydalı olabilir. İç mekân ve dış mekân açısından kullanılabilir. Peki, en ileri şekilde geliştirilmiş; üzerinde yükseltileri, dolu-boş oranları, ilave çizgilerle zenginleşmiş planlar, bize mimariyi anlatabilir mi? Cepheler de planların yanına tamamlayıcı olarak ilave edilse, mimariyi anlayabilir miyiz? Bunların yanına maket ilave etsek, perspektif ve fotoğraflar yolu ile zenginleştirsek mimariyi görebilir miyiz? Son olarak tüm bunların yanına o binanın içeriden ve dışarıdan çekilmiş filmini eklersek mimariyi anlatabilir miyiz?

“Mekân sonsuz yoldan ele geçirilebilir ancak.”

Yani, seyirci ile oyuncunun farkı; önümüzdeki engeldir. Ancak gözlemcinin kendisinin mekânda yer değiştirmesi asıl olandır. Kameranın yer değiştirmesi değildir. Seyirci deneyimlemelidir. Mekânda, o yer değiştirmelidir. Nereye gideceğine, bakarak, dolaşarak o karar vermelidir. Son tahlilde, filmler de mimariyi anlamamıza yardımcı olur, imkanlar açar; ancak yeterli olmaz. Bruno Zevi’nin dediği “O saat, mimarlığın saati” ise; adımlar kendi adımımız olmalı, o mimari organizmanın bir parçası olduğumuzu, ölçü birimi olarak duyumsamalı, hissetmeliyiz. Neredeysek, bulunduğumuz o mekânı yaşamalıyız. Bu mekânların boşluklarına teslim olmadan, detaylarına dokunmadan, yanlarında dolaşmadan, etraflarında yürümeden, kafamızı kaldırıp yukarılarına bakmadan; hissedemeyiz, ölçeklerini kavrayamayız, organizmaların parçası olamayız. Şehrin çocuğu, binanın, mekânın parçası olunmadan, şehir ve mimari algılanmaz ve görülmez.

MEKÂNIN ÇAĞLARI

Mekânın Çağları; Bruno Zevi’nin kendi mimari eleştiri anlayışını açıkladığı kitabın üçüncü bölümdür. Bu bölümü, özetle, mimari yaratmanın temelleri dediğimiz faktörler açıklar ve ancak bu faktörler irdelendikten sonra yapılar hakkında, beş maddede topladığı yolu sırasıyla izleyerek, yapıların eleştirel olarak ele alınabilecek duruma gelinebileceğini ifade eder. Bu bölüm, mimari eleştiriye belirli bir yol haritası çizer ve belirli bir sırayla metodunu ortaya koyar. Sonraki bölümlerde, Eski Yunan’dan bu yana, Batı yapı sanatının önemli devirlerini mercek altına almaktadır. Ve günümüze kadar gelen çizgiyi irdelemektedir.

The Caryatid Porch of the Erechtheion, Athens, 421–407

ANTİK YUNAN’DA İNSAN ÖLÇEĞİ

Antik Yunan mimarisinin çok kısa; ancak konsantre bir özeti bu bölümün içeriğini oluşturur. “Yunan Tapınağı nedir?” veya “Ne değildir?”. “Yunan Tapınağı büyük bir heykel” ise iç mekânı da olmalıdır. “İç mekân yoksa, mimarlık da yoktur.” demektedir F. L. Wright.

F. L. Wright haklı mıdır? Yunan mimarisinin muhteşem proporsiyonu mu Le Corbusier’i kendine hayran bırakmıştır? Birisi, iç mekânı yok diye hor görmekte; diğeri, insan ölçeğinin bir başyapıtta şekillenmesine hayranlık duymaktadır.

Bu bölüm 19. yy.’da tüm dünyadaki neo klasik, yeniden üretilmiş, eklektik mimariye de tespitler ve göndermeler, eleştiriler içermektedir.

Panteon, Roma, Şamlı Apollodorus,M.S. 126

ANTİK ROMA’NIN DURAL MEKÂNI

Bu bölüm Antik Yunan ve Roma mimarisinin karşılaştırılması ile başlar. Yunan mimarisinin zarafeti ve insan ölçeğine; Roma mimarisi, anıtsal ölçeği ve muhteşem plastik bezemenin içeri taşınması ile cevap vermektedir. Roma İmparatorluğu dünyada devasa bir coğrafyaya yayılmıştır. Bir imparatorluk mimarisidir.

Bu yüzden anıtsaldır. Otoriteyi temsil eder. İnsan ölçeğinin, mimaride bilinçli reddi vardır. Temel özelliği dural olmasıdır ve simetriyi getirmiştir. Anıtsal olması gibi birçok özelliği sebebi ile 19. yy.’ın çeşitli devlet yapıları veya büyük bankaların yönetim binaları gibi benzeri birçok yerde kendisinden esinlenilmiştir.

Santa Sabina Bazilikası, Roma, Illyria Peter, 422-432


YÖNLENDİRİCİ HRİSTİYANLIK MEKÂNI

Hristiyanlar, kendi tapınaklarını planlarken Yunan ve Roma mimarisinden ilham almışlardır. Yunan ve Roma mimarisinin farklı özelliklerinden kendilerine uyan bölümler, kendi mekânlarını planlarken kullanıldı. Kilise mimarisi, Yunan insan ölçeği için ideal bir uygulama alanı oluşturmaktaydı. Roma’nın ise iç mekân kabiliyeti yüksekti. Bu iki bilinç birleştirildi. Yapılarında, toplanma alanı olarak kullanılan, bazilikayı örnek aldılar. Temelde yaptıkları bir takım plan değişiklikleri ile bazilika, Hristiyan mimarlığına uyarlandı. Bu değişiklikler sonucunda; Roma bazilikasında kendini yabancı hisseden ziyaretçi, Hristiyan yapısında kendini bu bütünün bir parçası hissetmekteydi. Bu en önemli değişimdi.

Bruno Zevi, bu değişimin nasıl yapıldığını ve sürecin nasıl işlediğini olağanüstü bir dille anlatmakta ve oldukça basite indirgeyerek örneklerle, şemalarla açıklamaktadır.

BİZANS’IN YÖNLENDİRİCİ İVMESİ VE GENLEŞMESİ

Justinianus döneminin üç büyük yapısı olan Konstantinapolis’deki Ayasofya ve Küçük Ayasofya ile Ravenna’daki San Vitale’nin sahip oldukları ortak özellik, bu üç yapının da “genleşmiş mekân”a sahip olmalarıdır. Bu onları Roma mekânlarından ayırır. Roma yapıları bu özelliği göstermez.
“Bizans mekânı tek, dogmatik ve soyut bir ruhaniyete dayanan, kendinden emin, yeni esinlenmenin dışavurumudur.”

Bu bölümle Bruno Zevi, tarihin gelişim çizgisini izleyerek anlatımına devam etmektedir. Tarihin diyalektiği, onun takip ettiği yoldur.

Santa Maria in Cosmedin, Roma, 8. yy.

RİTİMLERİN BARBARCA BOZULMASI

Bizans sonrası 11. yy.’a kadar olan dönem; pek hızlı geçilebilecek, üzerinde fazla durulmasını gerektiren örnekler içermeyen bir dönemdir. Gelişen aykırı sesler, yapılan uygulamalar, mimari gelişimin kesintiye uğraması gibi örneklerle üç yüzyıl geçilmiştir.Arada istisnai güzel örnekler de Bruno Zevi’nin fotoğraf ve levhaları ile kitaptaki yerini almıştır.

Bu bölüm, ancak bir sonraki Roma dönemine olan etkileri ile daha fazla irdelenen bir bölüm olmuştur.

Mimar olmak istiyorsanız veya mimarlığın, yoğun duygular içinde, bir takipçisiyseniz eğer; belli şehirler vardır, mutlaka görülmesi, kalınması, gün doğumunun ve batımının izlenmesi, sıcağının ve soğuğunun hissedilmesi gereken… O şehrin çocuğu olmanız icap eden…

Belli mimarlar vardır; geçmişte eserler vermiş, tanınması gerekli, yapıtlarının incelenmesi; hatta o yapıların birbiriyle yakınlık-uzaklık ilişkisine göre değil, yapım yıllarına göre gezilerek tanınması, incelenmesi gereklidir. Ta ki o mimarın bir izlenimcisi oluncaya kadar…

Belli yapılar vardır; mutlaka görülmesi gereklidir, enine boyuna incelenmesi, onunla yatılıp onunla kalkılması gereklidir. Ta ki o yapının sahibi oluncaya kadar…

Ve belli kitaplar vardır; mimari için mutlaka ama mutlaka okunması gereklidir, benim ilk on diyebileceğim kitaplar… İşte bu kitap, o kitaplardan bir tanesi; mutlaka okunması, sürekli başucunda bulunması, her sayfasının hakkının verilerek tekrar tekrar üzerinden geçilmesi gereklidir. Ta ki siz yazmış gibi oluncaya kadar…

Bruno Zevi: Bir mimarlık tarihi ozanı… ■
onlinecasinoplanet.net/pravila-igr/igrovye-avtomaty/