Kadın Mimarlarla Mimari Projede Fark Yaratmak Üzerine

KP
Mimari bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir? Türkiye'de ve dünyada fark yaratan projelerden örnek verebilir misiniz?

Aydan Volkan
Mimari tasarıma ‘fark yaratma’ motivasyonu ile başlanmaması gerektiğine inananlardanım. ‘Farklı olmak’ tüketim çağında özellikle medya ve halkla ilişkiler şirketlerince itibarlı hale getirilmiş suni bir kavram. Daha fazla tüketim için ihtiyacın karşılandığı kadarı ile ‘yeterli’ olması değil, ‘farklı’ olması teşvik edilmekte. Sadece tüketim mallarında değil, kişilik karakterlerinde bile farklı olmak itibarlı hale getirildi. Bu tutum modadan mimariye kadar estetiğin ve görselliğin hakim olduğu her alanda tek geçerli kriter haline getirildi. Sonunda ‘farklı olma’ dürtüsü kendi klişelerini de birlikte getirdi. Yine medyanın teşvikleri ile farklı olanın ‘trendy’ haline getirildiği, bu trendin, yani ‘aynı olanların hâkimiyetinin’ bir süre harcandıktan sonra tüketildiği ve yeni farkların üretildiği bir çağda yaşıyoruz artık.

Mimarlıkta da trendlerden bahsetmek bu yüzden tehlikeli. Nitelikli iş üreten hiç bir mimar hâkim eğilimlere, yani trendlere bağlı kalarak projeye başlamaz. Aynı şekilde ‘farklı’ olma motivasyonu ile de başlanan projeler baştan değer kaybetmeye başlamıştır. Mimarlık özünde her projede kendi farklılığını yaratan bir üretim alanıdır. Her proje ihtiyaçlar, bulunduğu konum, iklim, coğrafya ve işverenin istekleri gözetildiğinde zaten farklılığı kendi içinde barındırır. Nitelikli yapılmaya çalışılan hiç bir yapı bulunduğu konumdan başka bir konumda zaten aynen uygulanamaz. Elbette burada sadece mimari açıdan üzerinde konuşulmaya değer yapılar çerçevesinden bakıyorum. Yoksa kentlerin yüzde doksanını oluşturan mimari kaygıdan uzak, sadece barınma ihtiyacı ile üretilmiş yapı stokundan bu anlamda bahsetmemiz doğru olmaz. 

Sadece sıra dışı bir yapı ortaya koyma isteği ile yola çıkıldığında kısa ömürlü medyatik bir değer yaratabilirsiniz ama bu hem mimarlık kültürü için hem de kent için pek de değerli bir katkı olmaz. Her mimarın kişisel birikimi, tercihleri, yapının bulunduğu konum, programın ihtiyaçları ve işverenin tercihleri ile birleştiğinde beklenen fark çoktan ortaya çıkmış olur. Konvansiyonları zorlamak, değiştirmek ve yeni teknikler, strüktürler, malzemeler, detaylar denemek zaten mimarlığın yaratıcı doğasındandır. Nitelikli iş üretmeyi amaçlayarak çalışan her mimar, önüne gelen her projede yeni teknikleri, malzemeleri, detayları kullanır. Ancak bu sadece farklı olmak için değil, o projenin ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamak için yapılır. Bu motivasyonla yapılmış, mimarlık kültüründe sürekli söz edilen örnek binlerce yapı bu nedenle değerlidir ve bu nedenle bir iki örnek vermek diğerlerine haksızlık olur. Ancak önünden geçerken dikkatinizi çeken ve en önemlisi sizi etrafındayken veya içindeyken iyi hissettiren her yapı böyle bir listeye dâhil olabilir.
Mimari bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir? Türkiye'de ve dünyada fark yaratan projelerden örnek verebilir misiniz?

Çağla Akyürek ELMAS 
Mimari bir projede fark yaratabilmeyi biz, 2010 Nisan ayında Forum İstanbul’da açılan, dünyada sıcak iklimde gerçekleştirilen ilk Buz Müzesi Magic Ice’ın mimari projesini tasarlayarak ve uygulayarak gerçekleştirdik. Uygulanan projemizle Google ve Bloomberg TV’nin işbirliğinde 17.’si gerçekleştirilen Avrupa’nın en prestijli gayrimenkul yarışması ‘2011 Avrupa Gayrimenkul Ödülleri’nde ‘Kamu Hizmet Binası İç Mimari’ dalında 80 kişilik dev jüriden en yüksek skoru alarak, önce 5 yıldız alarak Avrupa’nın en iyisi, daha sonra da kıtalararası değerlendirme sonucunda büyük jüri tarafından ‘Dünyanın En İyisi’ ödülüne layık görüldük.

Forum İstanbul içerisinde yer alan Buz Müzesi projesi,  ilk olarak bize anlatıldığında çok heyecanlandık ve böylesine değerli bir projede yer almaktan büyük mutluluk duyduk. Çünkü dünyada tekti, başka bir örneği yoktu. Elimizde örnek olarak İsveç’teki buz otel ve Londra’da uygulanmış buz barlar vardı. Ama ortalama 23 derece bir alışveriş merkezi içerisinde uygulanmış buzdan bir müze daha önce hiç yapılmamıştı. Projenin diğer tasarladığımız projelere göre değişik kriterleri vardı. Öncelikle süre çok kısıtlıydı. Mimari projelendirme için bir aylık bir süremiz vardı. Uygulama süresi ise 2,5 ay ile sınırlıydı. Müze alanı -10 derece olacaktı, bu da hem tasarımda, hem de seçeceğimiz malzemelerde çok dikkatli olmamızı gerektiriyordu. Malzemelerin bu soğuğa dayanıklı olmaları gerekliydi. Sergi alanını gezme süresi 20-30 dakikaydı, gelen müşteriyi sergi alanına almadan önce vakit harcatmamız, merakını artırmamız, kısaca yapacağımız mimari mekânlarla, fuayelerle müşterileri oyalamamız gerekiyordu. Bir de işin teknik kısmı yani İsveç’teki Torne nehrinden kesilip getirilen, kalıp halinde duran buzları muhafaza edeceğimiz -20 derece olacak soğuk depo, teknik hacim, ofis kısımları gibi işletmeyi ilgilendiren bölümler bulunmaktaydı.

Projenin tasarımında buz, kar, fiyord, dağ gibi doğa elemanları ilham kaynağımız olmuştu. Bu yüzden projede duvarlar 90 derece açılı değil, organik formlardan oluşmakta. Birbiri içine akan mekânlar sayesinde ziyaretçiler, sakin, doğal ve huzur içinde kendilerini bir mekândan diğerine geçerken bulacaklar. Bu hareket insan hareketine uyumlu, yumuşak bir mimariyi şekillendirdi. 

Dairesel formlu Fuaye 1’de buz teması işlendi. Yerde camdan bir buz resmi, üzerinde yılın belli zamanlarında oluşan kuzey ışıklarını anlatan bir barisol aydınlatma ile tema vurgulandı. Duvarlar buz efektli boya ile boyandı. Üçgen formlu Fuaye 2’de anlatılmak istenen dağ teması ile Norveç’in bir şehri olan Lofoten’deki dağlar,  gerçek fotoğraflarının duvarlara aktarılması ile bütünleştirildi. Fuaye 3’de Norveç’in bu defa görkemli ormanlarının teması işlendi. Mekân zemin, duvar ve tavan olmak üzere her yeri farklı ahşap konstrüksiyonlarla kaplandı.

Fuayelerde kısa gezintiler yapan ziyaretçiler için bir de sinema salonu hazırlandı. Elips formundaki bu mekânda bir tanıtım filmi seyreden ziyaretçiler birazdan kendilerini bulacakları büyülü bir mekâna hazırlamış olacaklardı.

Ziyaretçi bu noktadan sonra vestiyere yönlendirildi. Burada kendisini soğuktan koruyacak olan özel paltosunu alacak ve hazırlık mekânı olan sıfır derece odaya girecekti. Geri sayım başlamıştı. Birazdan özel olarak İtalya’dan getirtilen soğuk oda kapıları açılarak ziyaretçiler buzun büyüsü ile buluşacaklardı.

Sergi alanında ziyaretçiler bir yandan İsveç’ten gelen heykeltıraşların yine İsveç’teki Torne nehrinden getirilen buzlardan yaptığı birbirinden muhteşem buzdan heykelleri, buzdan tünelleri, Viking gemisini, Viking evini gezerken, bir yandan da Vikinglerin İstanbul’a geliş öyküsünü okuyarak tarihte bir gezintiye çıkacaklardı. Tamamı kar ve buzdan oluşan bu atmosferde, özel ışık ve müzik gösterileri eşliğinde kutup canlılarının buzdan heykelleri sergilenmekte. Sergi alanı çıkışında onları bir sürpriz beklemekte, vitamin barda buz bardak içinde meyve suyu keyfini tadacaklar.

Sergi alanından çıkan ziyaretçi önce paltosunu geri vermek üzere vestiyeri bulacak, ardından sergi alanında çekilen fotoğraflarını satın alabilmek için fotoğraf bölümüne yönlenecek. Burası aynı zamanda hediyelik eşya satın alma alanı. Yine burada formlar organik, daireseldir. Aynı formlar, asma tavan ve aydınlatma ile vurgulanmış.

Dünyada fark yaratan projelere örnek olarak, ünlü kadın mimar Zaha Hadid’in Roma’daki MAXXI Ulusal 21. Yüzyıl Sanatları Müzesi’ni sayabilirim. Burası sadece bir müze binası değil, iç ve dış mekân dokusunun birbirine örüldüğü ve üst üste bindiği bir kentsel kültürel merkez. Dolaşım ile kentsel dokuyu birbirine geçirerek kent ile kamusal bir boyut oluşturuyor yapı. Proje tek bir yapıdan çok, içine girilip çıkılan, yaşanan bir kentsel alan niteliğinde. Müze anahtar mekânlardan çok, yönlendirici akımlar üzerine düzenlenmiş. Dikey ve eğimli dolaşım öğeleri ile Müze galeri, bağlantı ve köprülerden meydana geliyor. Yapı içinde barındıracağı sanat çalışmalarının sergilenmesi kurgusunda, mimari yaklaşımı ile nesne odaklı galeri mekânını reddediyor, sürüklenme/akım kavramlarını ortaya çıkarıyor. Bu, henüz mimarlığa yabancı olan bir tartışma. Müzede bu tartışma, ilerici bir tesis tasarlamak için bir fırsata dönüştürülmüş. MAXXI, sanat ve mimarlığı sergilemedeki uyuşmazlıkları vurgularken, bu doğrultuda kurumun ve mimarinin geleceğine ilişkin bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. 
Mimari bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir? Türkiye'de ve dünyada fark yaratan projelerden örnek verebilir misiniz?

Nesrin Yatman
Mimarlık insanlar için yapılır, sözünden yola çıkarak, mimarlığın amacını, işlevine uygun mekan yaratmak olarak tarif edebiliriz. Mimarlar diğer insanların çevrelerinin ve hayatlarının düzenlenmesinde etkin rol oynarlar. Bu nedenle, mimarların toplumsal sorumluluklarını unutmadan tasarımlarında önceliklerini bu sorumluluklara göre belirlemeleri gerekir.

Tasarıma başlarken ilginç öneriler ve düşünceler geliştirebiliriz. Bunları yaşanılır mekanlar haline getirmek, insanların içinde keyifli bir biçimde hayatlarını sürdürmelerini sağlamakta bizlerin sorumluluğu altındadır.

Şehirlerimiz büyüdükçe, teknoloji geliştikçe, sermaye güçlendikçe, yüksek, daha yüksek, daha büyük yapılar bütün kentlerimizi doldurdu, zamanında çevresinde fark yaratan bu yapıların çoğu artık birbirine benziyor ve çağdaş dünyanın vazgeçilmez görüntüleri haline gelmiş durumdalar. Yapıların, bir örnek olan giydirme cephe sistemleri yüzünden kimlikleri ve özellikleri kayboldu, tasarımlar artık heyecan vermiyor, şehir siluetine yaptığı katkı da ortada.

Hız kazanan yapı sektöründe, değişim ve gelişim arttı. Ancak, tasarım konusunda bunu söylemek zor. 
Ülkemizde tasarım konusunda taklitçilik çok fazla, dergi mimarcılığı hakim, kendi sorunlarımıza uygun projeler üretilmiyor. Günümüzde farklı imajların, ekonomik hayatta oynadığı rol, görsellik ve imaj ile ilgili çalışmaları ön plana çıkardı, tasarımdaki öncelikli kriterin işlevsellik olduğunu unutturdu. Tasarımlarda görsellik, imaj, kimlik de çok önemli, ama bunların fark yaratmak için işlevselliğin önüne geçmemesi, bir denge yaratılması gerekli.

Çağdaşlık kavramı altında elde edilen, tasarım özgürlüğünün mimara bir o kadar da sorumluluk yüklediği unutulmamalı. Sayıları az da olsa, ülkemizin koşulları ile örtüşen dünya mimarlığına söyleyecek sözü olan tasarımları yapan tasarımcıların varlığı ülkemiz için çok önemli.

Son yıllarda hepimizin şahit olduğu bir yapı patlaması yaşanıyor. Rezidanslar, gökdelenler, AVM’ler ve bu mekanlar üzerinden çoğalan sermaye, bütün dünyaya hakim olmuş durumda. Bu sermayenin, mimarların tasarımları üzerinde söz söyleme, karar verme yetkisi çok etkin. Bu durumda da mimarların yeni yaklaşımlar peşine düşmeleri kaçınılmaz olmuştur.

Dünyanın üzerinde çok durduğu, sürdürebilirlilik, deprem sorunu ve enerji tasarrufu gibi konular da tasarım sürecinde etkili olmakta, çevre kirliliği ve toplumun azalan kaynaklara yönelik tedbirleri nedeniyle mimarlar da yapılarının doğa üzerindeki etkisini göz önüne alan tasarımlar yaratmanın arayışı içine girdiler.

Ülkemizde çevre ve mekan kalitesini ön planda tutan tasarım ve koruma anlayışı yok. Yatırım yapmak ve modernleşmek konut yapmakla özdeşleştirilmiş durumda. Bu nedenle kentlerimizde mimari bir dili ve kimliği olmayan yapılar hızla çoğalıyor. Projelerde fark yaratma çabalarının her zaman olumlu sonuçlar vermediği, bu ortamlarda açıkça görülüyor. Ülkemizde, Türk mimarisinin sentezi adı altında yapılan ve zamanla çoğalan yapıların çevrede yarattığı fark, beni hüzünlendiriyor.

Yenilikçi ve farklı arayışlar peşinde koşan, Pritzker Ödüllü ilk kadın mimar Zaha Hadid bence dünyada fark yaratan projeler için iyi bir isim. Tasarımları çok fazla teknoloji odaklı bir projelendirme ve yapı üretimi gerektiriyor. Bu nedenle ülkemiz şartlarına uygun değil. Ayrıca, maliyet arttırıcı unsurları yok sayarak, hem işlevi hem de strüktürü zorlayarak yeni bir şeyler yaratmanın tartışılması gerekir. Mimarlık sadece biçim değildir, sorundan üretilen gerçek çözümlerle fark yaratmak önemlidir.

İkinci olarak Calatrava’dan bahsedebiliriz. Avrupa’nın ikinci yüksek apartmanı olan Dönen Gövde (Turning-Torso) adlı yapısı, Calatrava’nın her zaman fark yaratan köprüleri gibi, benim için fark yaratan bir projesidir. Ancak, 2005 yılında açılan bu yapının kullanıcılarının mutlu olup olmadıklarını, bir gökdelen içine sıkıştırılmış konutlarda nasıl bir hayatın yeşerdiğini hep merak etmişimdir. Bu nedenle, bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir sorusunu cevaplarken fark yaratılarak iyi bir proje elde etmenin kendisini de tarifini yapmak da pek kolay değil. Basit bir taş duvar üzerindeki kesiklerden gün ışığının iç mekana sızmasını sağlayan tasarım gücünü tarif etmek, onun yarattığı farkı yakalayabilmek veya zamana karşı direnme gücüne sahip bir tasarımın farkını dile getirmek her zaman mümkün olmayabilir. Mutlaka bir şeyler söylemek gerekiyorsa,  Mimari bir projede sadelik (yalınlık) ve işlevsellik ile fark yaratılabilir, ancak sadelik yakalanması zor bir düzeydir. Yapının sadeliğine rağmen farklılık/ yenilik getirebilmesi gözlere ve kullanışa hitap etmesi önemlidir diyorum.
Mimari bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir? Türkiye'de ve dünyada fark yaratan projelerden örnek verebilir misiniz?

Pınar GÖKBAYRAK
Öncelikle yola ‘fark yaratmak’ adına değil, mimari bir ‘söz söylemek’ üzere çıkabilmenin önemli olduğunu düşünüyorum. İlk hedef fark yaratmak olarak tanımlandığında, çoğu zaman bu çaba, biçimci oyunların ötesine ne yazık ki geçemiyor. Oysaki bir mimarın tasarım gücü kendisine verilen sorunun kapsamını nasıl çizdiğiyle ilgilidir. Mevcut durumun içindeki gizli potansiyelleri görebilmesi; müşterisinin zihnindeki arzu ve taleplerin bir adım ötesine geçebilmesini ve alternatif bir cevap verebilmesini sağlar.

Şili’deki bir gecekondu bölgesini, bir sosyal konut projesi kapsamında dönüştüren Elemental Mimarlık ofisi yürütücüsü Alejandro Aravena’nın Quinta Monroy yerleşkesinin hem fark hem de farkındalık yaratan çok önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum. İstanbul’a da bir konferans için gelen Aravena, Şili hükümetinin talebiyle kent merkezinde kalmış bir gecekondu bölgesini kent dışına çıkarmadan, mevcut yerinde dönüştürüyor. Burada fark yaratmak için işvereninizin de vizyonunun ne kadar önemli olduğu ortada. Küçük bir bütçeyle ve zaman içerisinde mahalle sakinlerinin kendi evlerini genişletebilmelerine de imkân tanıyan bir tasarım yapan Aravena; aslında bu projeyle, nitelikli mimarlığın çevresini ve içinde yaşayanların hayatını nasıl dönüştürebileceğini; tasarımın aslında büyük bütçeler gerektirmediğini ve tasarımın sosyal konutta dahi bir yatırım unsuru olarak gayrimenkulünüze artı değer katacağını gösteriyor. Bir başka örnek olarak New York’taki High Line verilebilir. New York Belediyesi’nin eski ve atıl durumdaki bir tren hattını koruyarak alternatif bir kent parkına dönüştürme hikayesi, hem yine fark yaratacak tasarımlara önayak olan bir işvereni işaret ediyor hem de mevcut içerisinde saklı potansiyelin gün yüzüne çıkarıldığında kazandıracağı katma değeri… Tren yollarını söküp yerine yapılacak herhangi bir projeden çok daha fazla, kentsel mekana katkı sağlayan bir proje. Projenin tasarımcıları Field Operations, Diller + Scofidio ve Piet Oudolf. Türkiye’de ise son yıllarda sayısı talebin üzerinde artarak çoğalan alışveriş merkezleri arasında Ümraniye’de FOA mimarlık ofisinin tasarladığı Meydan’ın çok açık bir fark yarattığını düşünüyorum. Alışveriş merkezinin ‘yapısı’ gereği içe kapalı olmak zorunda olmadığını; dış mekânın da mekânsal deneyimin bir parçası olabileceğini göstermesinin yanı sıra, her şeyden önemlisi pek çok AVM’nin aksine, çevresindeki sosyal dokuyu dışlamayan, imge odaklı değil, kullanıcı odaklı bir yapı olduğunu düşünüyorum.
Mimari bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir? Türkiye'de ve dünyada fark yaratan projelerden örnek verebilir misiniz?

Gül GÜVEN
Başka pencereden bakmak, yeni çözümler üretmek, yeni fikirler keşfetmek, değişimi yakalamak fark yaratıyor. Ancak kalabalıktan sıyrılmak için her daim yeni bir şeyi keşfetmekle de değil farkı yakalamak…

Fark yaratan mimarlardandır; Frank O Gehry, Zaha Hadid, Santiago Calatava… Günümüzde projeleri ile dünyayı etkilemeye, heyecanlandırmaya devam ediyorlar. Üçünün de kendine özgü bir üslubu var ve bu üslup diğerleri içinde seçiliyor. Sorunuzu yanıtlarken ülkemizden ve yurtdışından benzer örnekler üzerinden bir yol izlemek istiyorum.

İLK ÖRNEKLEME

Şehirlerde, insanlar, şehrin kendilerine sunduğu yaşam çevreleriyle yetiniyorlar. Yaşam kalitesinin artırılabilmesi için kent içerisinde kullanabilecekleri çeşitli aktif ve pasif rekreasyon olanaklarının sunulması önemseniyor. Farklı aktif ve pasif rekreasyon olanaklarını, içinde barındıran kent parkları, şehrin yaşam kalitesinin artırılmasına katkıda bulunuyorlar. Geçtiğimiz yıllarda Chicago'da’ki Millenium ve Crown Fountain parklarını ziyaret etmiştim, sular içinde oynayan bebekler, Big Bean’de poz veren gençler, çim amfide izlediğim güzel konser keyifliydi. Halka açık bir park, Ankara'daki Gençlik Parkı gibi kapısı da yok, dilediğin gibi parka ulaş, katıl, kullan o senin parkın. Turistlerin de ziyaret noktası, 1997’de tasarımı başlayan 2004’te açılan, Frank Gehry tarafından tasarlanan yaratıcı fikirlerin fark edildiği güzel park…
 
Resim 1: Crown Fountain
Resim 2: Millenium Park – Big Bean
 
Türkiye'ye, ülkeme dönüp baktığımda ise Taksim’i yayalaştırma projesi kapsamında, Gezi Parkı’na, 1939'da yıkılmış Topçu Kışlasını AVM’leştirerek inşa edip mevcut yeşil alanı yok ediyorlar. Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası’nı yaparak da fark yakalanmayacağı aşikâr, gerçi böyle bir iddia da yok. Dünya metropollerinden biri, güzel İstanbul'da ve Taksim meydanı kıyısında çoktan ölmüş bir yapının imitasyonundan ‘ortaya karışık’ AVM yapmak ürküten bir fikirdir. Mimarı kim bu değerli alana yapılacak binanın, bilen var mı, ben bulamadım…
 

İKİNCİ ÖRNEKLEME

Gehry kıvrımlardan ilham alan mimar, İspanya’da Bilbao şehri hiç şüphesiz Frank Gehry tarafından tasarlanan Guggenheim müzesi ile önemli bir değer kazanmış ve dünya şehirleri içinde seçkinliği artmıştır. Yıllık konuk sayısı 1 milyon civarındadır ki bunun yüzde 60 kadarı yurt dışındandır. Müze Bilbao'nun ve tüm Kuzey İspanya bölgesinin şüphesiz büyük bir kültürel zenginliği olmasının yanında ayrıca birkaç binlik istihdam sağlaması açısından da ekonomik bir başarıdır. Proje şehirde büyük fark yaratmış, değişimi beraberinde getirmiştir.
 
Resim 3: Frank Gehry – Guggenheim Müzesi
 
Türkiye'de ‘Santral İstanbul Eyüp’ de farklı bir projedir. Eski elektrik santralinin dönüşümü ile elde edilen enerji müzesi etkileyicidir. Bilgi Üniversitesi tarafından, kültür, sanat ve eğitim merkezi, enerji müzesine ve ana galeriye dönüştürülen Silahtarağa Elektrik Santrali; sanatçı atölyeleri, kütüphane, eğitim binaları gibi tesislere ev sahipliği yapmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk kent ölçekli elektrik santrali olan Silahtarağa Elektrik Santrali, Eyüp semtine değer kazandırmıştır. Yenileme ve koruma projelerine olumlu bir örnektir. Ankara’da Maltepe Havagazı Fabrikası ve Elektrik Santrali’nin olası bir dönüşüm projesine ilham olmaması için bir gece ansızın yıkımı gerçekleştirilmiştir.  Bir değer daha ortadan kaldırılırken Silahtarağa İstanbul’un bu dönüşümünü olumlu buluyorum.
 
Mimarlık bizim için hiç bitmeyen bir serüvendir, bu serüvende fark yaratmak dileğiyle…
 Mimari bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir? Türkiye'de ve dünyada fark yaratan projelerden örnek verebilir misiniz?

Oya ÖKMEN

Öncelikle, fark kavramının anlamını konuşalım. Tüm varlıklar birbirlerinden farklıdır. Oysa pek çok konuda farklılıkların olmaması, ortak özellikler oluşması, bir kolaylık ve avantaj gibi değerlendirilir. Hatta farklı olmak bir sakınca gibi algılanır. Her kafadan farklı bir fikir çıkması hiç tercih edilmeyen bir durumdur. Eğitim sistemlerinde de, sağlık sistemlerinde de farklılıklar ve özgün olma durumu yok sayılmaktadır. Bunun sonucu, okul öncesi özgürce resim yapabilen bir çocuk, okula başlayınca kalıplara girer. Farklılıklar törpülenince dünya daha kolay bir hale gelir. Özellikle kurumsallaşmış yapılarda bu daha da çarpıcıdır. Giyinme, konuşma, düşünme kalıpları vardır. Bunların dışında olunca, sistemden atılma riski vardır. Oysa fark ve çeşitlilik, bir zenginliktir.
 
Çevrenin, insanın üzerinde çok belirleyici bir etkisi olduğunu biliyoruz. Bu bağlamda, coğrafi, sosyal ve ekonomik çevrenin şekillendirdiği mimari ve kentsel çevre de aynı etkiye sahip. Farklı ortamlarda yaşayan insanların, dünyaya karşı yaklaşımlarında, üretkenliklerinde, çevreleri ile ilişkilerinde çok farklı performanslar gösterdiklerini görüyoruz.
 
Farklı olmayı; kolay, denenmiş ve risk taşımayan çözümlerin dışına çıkabilme cesareti olarak tanımlayabiliriz. Bunu gerçek anlamda hayata geçirebilmek için, cesarete ek olarak bilgi, tecrübe ve güç de gereklidir. Ancak farklı olmak, fark yaratmayı sağlamakta yeterli değildir.
 
Mimarlıkta asıl olan unsurun, insan olması gerektiğini düşünüyoruz. Fark yaratmak kavramından hedeflenenin de, insanlara, daha uygar, daha nitelikli, daha katılımcı olmaları yönünde bir katkı sağlamak olarak anlıyoruz. Hayal gücünü geliştiren, üretkenliği arttıran, diğer insanlarla daha rahat ilişki kurmayı teşvik eden, konulara değişik yaklaşabilme cesaretini veren kurgular oluşturmak olarak niteliyoruz.
 
Mimariyi oluşturan faktörler çok çeşitli olduğundan, farkı yaratmanın da çok çeşitli platformları olabilecektir. Mekân oluşumundaki organizasyon ve kurgu, yapı elemanlarının, malzeme, form ve renklerin kullanımı, yapının işlevinin, konunun ve hedefin ele alınışındaki yaklaşımlar bu farklılığı yaratmakta kullanılabilir.
 
Eski örneklerde daha kalıcı farklar yaratıldığını düşünüyorum. Le Corbusier’in Marsilya konutlarında, savaş sonrası, orta sınıfın konut sorununu, en yalın ve ekonomik şekilde çözmek için geliştirilen yaklaşım, insanların yaşamında, konut sorununa yaklaşımında önemli bir fark yaratmış. Ya da Moshe Safdie’nin Expo 67’de yer alan Habitat 67’de yarattığı prefabrik, modüler toplu konut üniteleri, konunun çözümünde neredeyse devrim yaratmış. Bunlar, daha çok yaşam şeklini etkileyen örnekler. Yine Le Corbusier’in Ronchamp Kilisesi ise, yalın yapıların mimarından, bir yapının, katı kalıplardan çıkarılıp, ne denli plastik bir ifadeye kavuşturabildiği konusunda etkili bir örnek. Buradaki farkın, insanlar üzerinde etkisi daha entelektüel ve duygusal bir platformda olmuştur.
 
Çeşitli yapı elemanlarına yüklediğimiz anlamları değiştirmek de fark yaratabilir. Örneğin, eskiden duvar ve pencere, ayrı işlevler taşıyan yapı elemanlarıyken, şimdi tüm cephesi pencere olan yapılar tasarlayabiliyoruz. Bu yapılarda yaşayan insanlar, dış alanları, sınırlı bir çerçeveden değil, bütünüyle algılayabiliyor. Bunun, genel algılarında da kalıcı bir değişiklik yaptığını söyleyebiliriz.
 
Binaların, dikdörtgen formlarda, duvarı, çatısı ayrı düzlemlerden oluşan, kolay imal edilebilecek bir düzende olmasına şartlanmışken, dekonstrüktivist yapılar bu konuda sınırları yok etmiştir. Frank Gehry’nin tasarladığı binalar, insanları, içinde yapı işlevlerinin gerçekleştiği, plastik kent öğeleri olarak etkilemektedir. Ancak günümüzde, mimaride yaratılan farkların, çoklukla, yatırımcının gücünü temsil etmeye yönelik olduğunu görüyoruz.
 
Türkiye’de fark yaratma konusunda, daha çok batılı örneklerin benzerini yapma tavrı sürdürülüyor. Oysa Sedat Hakkı Eldem’in Zeyrek binalarının, koruma altındaki eski dokunun, yanında yapılacak yeni bina yaklaşımı konusunda fark yarattığını düşünüyorum. Mehmet Konuralp’in Nişantaşı’nda, şimdi Sofa Otel olarak kullanılan binası da, çevresi içinde harmanlanma yaklaşımı açısından bir fark oluşturuyor.
 
Yine Nişantaşı’ndaki Sevinç ve Şandor Hadi’nin tasarladıkları, Reasürans binasının, ön alanı, içinden geçen sokağı ve iç alanının, çevresindeki sosyal yaşam için önemli bir fark yarattığını düşünüyorum. Nevzat Sayın’ın SSM Çok Amaçlı Etkinlik Merkezinin, hem konuya yaklaşımı, hem çözümü yönünden etkileyici. Emre Arolat’ın İpekyol Tekstil Fabrikası’nda da, konunun ele alınışı ve mekân kurgulanışı fark yaratıyor.
 
Nitelikli tasarımlar yapmanın ötesinde fark yaratabilmek için, yalnızca mimarın, bilgi, tecrübe ve maharetini cesur bir yaklaşımla kullanması yeterli olmamaktadır. Kendisine ait olmayan bir bütçe ile kendisinin katılımı olmaksızın belirlenen imar koşullarına uygun işler yapmak zorundadır. Burada, yatırımcının görgüsü ve bilgisi ve imar koşullarını sınırlayan mercilerin açık fikirliliği ve esnekliği de önemli bir rol oynamaktadır. Etki yapan bir mimari, ancak bu iki faktörün olumlu katkısı ile oluşabilmektedir.
 
Fark yaratmak konusunu kendi yaptığımız işlerde sorgulayalım: Bir projeyi tasarlama sürecinde, fark yaratmak öncelikli hedefimiz olmamaktadır. İşverenin binadan beklentilerini, izin verilen inşaat alanını en etkili şekilde değerlendirerek, bütçeyi en etkin şekilde kullanarak, çevresine en uyumlu ve doğru bir kurguyu gerçekleştirmek önceliğimiz oluyor.
 
Taksim’deki Parkotel projesinde, şehir silueti içinde etkin, iri, karanlık bir harabeyi, hem siluete, hem yakın çevresine uyum içinde çözümlemeyi hedefledik. Bunun için etrafındaki yapılaşmanın kimliğini ve oranlarını kullandık. Burada yaratılmış bir fark varsa, bu, yıllardır çözümlenmemiş bir konuyu, koruma kurulunun da katkısıyla, en yalın ve yerine uyumlu bir yaklaşımla çözmüş olmaktır.
 
Ümraniye’deki TEB Operasyon Merkezi’nin, işverenin talebiyle, bir fabrika binası yaklaşımıyla, yalın, ucuz, ama işlevsel bir şekilde çözümlenmesi hedeflendi. İçinde çalışan 1.500 kişinin, birbiriyle hiç çakışmadan, akıcı bir şekilde, binalarından mutlu olarak yaşadığı, benzerlerinden çok ucuza mal edilmiş bir bina olarak sonuçlandı.
 Mimari bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir? Türkiye'de ve dünyada fark yaratan projelerden örnek verebilir misiniz?


‘Farkı Herkes İçin Yaratanlar’
Mimari hizmet, ekonomik faaliyetler döngüsü içerisinde diğer faaliyetlerden çok farklı olmayan bir yere sahiptir. Buna rağmen, mimar için uzun bir emek yoğun süreç içeren mesleki hizmetinin bedeli yalnızca maddi değerle ölçülmez.  Birçok mimar için fikren onaylanmak, geniş bir kitle tarafından kabul edilmek, tanınmak veya isim olmak mesleki tatminin tanımıdır ve çoğu zaman mesleki hizmet bedelinden farklı bir yerde değerlendirilir. 

‘Fark Yaratanlar’ın her iki bedeli de görmezden gelebilenler olduğunu düşünüyorum.  1980’lerde ilk fark yaratanlar arasında yer alan Matrix ve Cohousing iki öncül mimarlık ekibi. Onlar, ismin ve süper egonun ağrırlığından kurtulmakla kalmayıp, herkes için, işbirliği ile yapılar yapabilmenin mümkün olduğunu gösterdiler. Architecture for Humanity ise gönüllülerle beraber çalışarak dünyanın farklı bölgelerinde mimarlık servisine erişimi olmayan insanlar için yapılar tasarlayarak ve bunların inşası için gerekli fonları sağlayarak son10 yıldır fark yaratmakta. Architecture for Humanity yapılaşmış çevrelerin tasarımı aracılığı ile şu amaçlar çalışıp üretiyor.
  • Yoksulluğu sonlandırmak ve su, sıhhi tesisat, enerji ve diğer gerekli servislere ulaşımı sağlamak
  • Yer değişikli veya felaketlerle travma geçirmiş insanlar için güvenli sığınaklar sağlamak
  • Politik kargaşa sonrası toplumların karşılıklı diyalog kurmasını sağlayacak mekân ara yüzleri oluşturarak toplumların yeniden inşasına geçit vermek
  • Plansız yerleşimlerin ve hızlı kentleşmenin etkilerini azaltmak
  • Engellilerin gereksinimlerine karşılık gelecek tasarımlar yapmak
  • Yapılaşmış fiziksel çevrenin karbon ayak izini küçültmek ve iklim değişiklini yavaşlatmak

İnsanlık için ortak ideallerden söz edebilmek için bir arada çalışabilmenin en basit adım olduğunu hatırlayarak Architecture for Humanity’nin eşitlikçi kurumsal yapısının en önemli farkı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Architecture for Humanity’nin sloganı ise belleklerde yapılardan daha kuvvetli bir iz bırakıyor: Tasarım en mükemmel yenilenebilir kaynaktır. Siz de bize katılın. Her yıl tasarımcı gönüllüleri değişen kurumun 2012 tasarım ekibi ise şöyle:
San Francisco, CA, USA: Audrey Galo, Delphine Luboz, Ken Smith, Zac Taylor, Daniel Viliesid (based in Mexico City)
New York, NY, USA: Preeti Sodhi 
Orissa, India: Sarika Jhawar 
Hyderabad, India: Matt Hughes
Education Outreach, International Design Studios: Nathaniel Corum
Cape Town, South Africa: Unathi Mkonto, Mark Warren, 
QwaQwa, South Africa: George Kinuthia 
Pietermaritzburg, South Africa: Luvuyo Mfungula 
Cape Coast, Ghana: David Pound
Kigali, Rwanda: Killian Doherty
Cameroon: Nathan Jones
Iringa, Tanzania: Alma Ruiz
Maneca, Mozambique: Paolo Fernandez and Alina Jeronimo
Sao Paulo, Brazil: Carla Dal Mas
Port-au-Prince, Haiti: Natalie Desrosiers, Nancy Doran, Henri Dupont, Kate Evarts, Sergine Francoeur, Darren Gill, Burtland Granvil, Stanley Joseph, Jean-Rene Lafontant, Jacques Nixon, Ulrick Pierre, Gerard Reilly, Lisa Smyth, Olivia Stinson, Frederique Siegel, Martine Theodore 

Her yıl yeniden farklı insanlarla bir araya gelerek yeniden kendini üreten ve bu yönüyle de alternatif olan Architecture for Humanity’nin pek çok projesi bulunuyor. Ama ben burada bir tanesine değinmekle yetineceğim; Gazze Alternatif Yenileme Stratejileri Projesi.
Yaşanabilir güvenli, evler yaratmak amacıyla Gazze’de zarar görmüş evlerin onarımı ve halkın gerçekleşebilir alternatiflere ve kaynaklara ulaşabilmesini amaçlayan bu projede 333 evin hasar tespit raporu yapılmış. Bu raporu halen Gazze’de çalışan STO’lar ve resmi kurumlarla paylaşan Architecture for Humanity fon toplamaya ve eylem planı gerçekleştirmeye çalışmakta. Kendi kaynakları ile bazı evlerin onarımlarını gerçekleştirseler de hala büyük bir desteğe gereksinim duyuluyor. 

Bu röportajın Mart ayında yayımlanacak olması ve sadece kadın mimarların ‘fark yaratma’ ile ilgili fikirlerine değinmesi nedeni ile kuşkusuz kadına özgü bakış açısının altı çizilmeye çalışılıyor. Eşitlikçi bir dünyanın feminist mimarlık anlayışının temeli olduğunu bir kez daha vurguluyor, fikrin ve ürünün temsil ettiği değerlerin mimarın cinsiyetinden bağımsız olduğu gerçeğini sizlerle paylaşıyorum. Tasarım en mükemmel yenilenebilir kaynaktır. Siz de bize katılın.
 Mimari bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir? Türkiye'de ve dünyada fark yaratan projelerden örnek verebilir misiniz?

Tülin HADİ
Bir mimari proje sergisini gezerken bazı ziyaretçilerin amorf biçimli, eğrisel yüzeyli, akışkan formlardaki projeleri ‘çok yenilikçi ve farklı’ diye tanımlandığını fark ettim. Projeler kütleleriyle ve cepheleriyle farklı gibi görünseler de aslında aynı idiler. Araziye yerleşme kriterleri, ihtiyaç programını değerlendirişleri, organizasyon şemaları ve iç çözümleri birbirinden pek de farklı değildi. Hepsi önlerindeki konuya bakınca aynı sorunu tespit etmişti. Sorun aynı olunca cevap da aynı olmuştu. Bu durum karşısında çareyi cepheye kütleye yüklenmekte bulup bugün var yarın yok olacak tasarımlar ortaya çıkartmışlardı. Gerçekten de pek çoklarının mimari tasarımda farklılıktan anladığı sadece görünüşü değiştirmektir.

Mimari tasarımda fark yaratmanın sihirli bir formülü yok. Fark yaratmak sözü bana durup dururken iddialı olmayı, açgözlü bir hırsı, sorun olmayan bir yerde sorun yaratmayı çağrıştırıyor. Fark yaratmaktan ziyade çözüme varmaya çalışırken ‘farkı yaratan’lardan bahsetmek daha doğru olur. Farkı yaratanın öncelikle sadece görünüşün değil sorunların ele alınış tarzında, doğru soruların cevaplarının aranmasında yattığını düşünüyorum. Üzerinde düşünülecek sorunlar bir meydanı düzenlemekten tutun da bir dolap kulpunun çözümlenmesine kadar genelden detaya kadar giden çok farklı ölçeklerde olabilir. Bazen çözüm yapmak kadar yapmamakta da olabilir. Yeter ki sonuç yapanı da kullananı da izleyeni de yormasın. Münih’te bir araya getirilmiş birkaç parsel üzerindeki Fünf Höfe alışveriş merkezini,  içinden boşalttıkları hacimlerle bir gezinti ve duraklama güzergâhı olarak tasarlayan Herzog & De Meuron’un yaptığı böyle bir şeydir. İddialı bir obje olmakla beraber yine aynı mimarların renk değiştiren cephesiyle üç ayrı duruma kimlik kazandıran Allianz Arena Stadyumu bahsettiğim konu hakkında yerinde bir örnek olur. Mekân yapmak değil, bir ‘yer’ yapmak ve o ‘yer’in zamanla ilişkisini kurmanın mimari tasarımda önemli bir fark yarattığı kanısındayım. Yapının veya yerin sadece orada var olması değil zamanda da var olması ona tabiatıyla büyük bir fark kazandıracaktır. Dikili’de Yahşibey Köyü’nü ziyaret edenler Nevzat Sayın’ın tasarlamış olduğu evlerde ve köyün sokaklarında dolaşırken böyle bir yerde olduklarını anlayabilirler. Yahşibey’de kurulan yaşantı gibi oluşumlar, planimetrisi, malzemesi ve detaylarıyla uzun soluklu, yerinden çekilip alındığında da eksiklik yaratacak yapılar veya yerler anlatmaya çalıştığım konuya çok iyi birer örnek olurlar. 

Son olarak mimari tasarımda fark yaratan çok önemli bir unsuru da unutmayalım; işverenler. İstekler aynı olduğu zaman çözümler de farklılık gösteremez. İsteklerle birlikte, koşullar ve kısıtların da aynı olduğunu düşünürsek etrafımızda neden ‘farklı’ olan tasarımın bu kadar az olduğunu hemen anlayabiliriz. Farklı tasarımlar büyük ölçüde farklı istekler ve hedeflerine sahip çıkan işverenlerin de katkısıyla oluşabilir.
 Mimari bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir? Türkiye'de ve dünyada fark yaratan projelerden örnek verebilir misiniz?

Semra Teber YENER
Tasarım ve tasarımın gerçekleşmesi süreci karmaşık bir süreçtir. Fark yaratan tasarımlar yapmak, muğlâk kavramlı, göreceli, güç bir iştir. Bu, yalnızca tasarımcının iradesine bağlı değildir. Kent toprakları üzerinde bir yapı gerçekleştirmek, çok farklı güçlerin, paydaşların farklı etkilerinin toplamı bir olgudur. Tasarımın ve tasarımın gerçekleşmesi süreci, ekonomik sistemin kentsel alanları nasıl gördüğünden, kentsel mekânı, ‘kentli hakkı’nı (droit à la ville) kullanacak bireylerin, grupların bu hakkın bilincinde olarak, mekân oluşumunu etkileme niyetlerine kadar uzanan bir zincirdir. Tasarımcı, bu zincirin yaklaşık ortasında yer alır. Her iki yönden yüke maruz kalır ve kırılmadan ortada durmaya çalışır.

Ülke ekonomisinin giderek global ekonomi ile bütünleşme sürecinde, tasarımdan gerçekleşmeye uzanan süreç daha da karmaşıklaşmaktadır. Tasarımcı, bu süreçte bütün bu karmaşık yapıyı kendi algısı ile çözümleyerek, bunun içinde yerini belirleyecek, sonucu bir açıdan, teknik sayılabilecek bir ürün ortaya koyacaktır. Yine de bu süreçte çekiçle örs arasında kalan tam bir pasif unsur olma söz konusu değildir. Kendi bilgisi, seçtiği taraf ya da konum çerçevesinde, kendisi için objektif koşulları oluşturan bu noktada tasarımını gerçekleştirecektir.

Sonuç olarak, tasarımcının seçimi tasarımın belirleyicisi olacağı için kendisinden kaynaklanan bir fark, diğerlerinden farklı bir çözüm olacaktır. Bu nedenle, fark yaratmak, farklı tasarım genel bir tabirdir ve kalite/ nitelik hakkında çok bilgi vermemektedir.

Burada ‘farklılık’ terimi yerine, son yıllarda çeşitli bağlamlarda dillendirilen ve hala muğlâklığını da koruyan İngilizce awareness sözcüğü karşılığı olarak ‘farkındalık’ terimini kullanmak istiyorum. Fark (difference), farklı (different) ile farkında (aware, conscious) ayrımı üzerinden değerlendirmede bulunmaya çalışacağım. Bu terim tartışmasının, tasarımcının konumu için savaş/ uğraş vermesi, tasarım alanındaki gücünü artırması, pekiştirmesi, tasarım çapını genişletmesinde yararlı olacağını düşünüyorum.

Mevcut koşullarda tasarımcı nasıl bir uğraş göstermeli, nasıl bir tutum içinde olmalıdır ki, farkındalığını tasarıma yansıtabilsin? Candide’in “bahçemizi ekelim” (“il faut cultiver notre jardin”) bakışı izinde, tasarımcı kendi felsefesini geliştirmeli ve içsel yolculuk ile zenginleşmelidir. Buna, F. L. Wright’ın “mimar yalnız beyinden ibaret değildir, daha çoğu kültürle gelişmiş, zenginleşmiş bir yürektir” bakışını da ekleyelim.

Yapı yapmakla, mimarlık yapmak arasında derin bir fark vardır. Mimarlık, biraz da kavramlar denizinde boğulmaktır; düşünce üretmek, imaj üretmek, işaret/ sembol, vb. üretmektir,. Mimarlığı da sanat kapsamında kabul edersek, Klee’nin, “sanat, görünmeyeni (invisible) gerçeklik yoluyla görünür (visible) kılmaktır.” sözü mimarlar için söylenmiş gibidir. Tasarımcı, ilk göze çarpanın ötesine geçen, gördüğünü değil, ne olduğunu anlamaya çalışan konumda olmalıdır.

Mimarlık, bireyin kendi varlığını kavrama, yaşamını anlamlandırma çabasının önemli bir parçasıdır. İşini yaparken, mimarın bu iç seyahati yapması ürününe derinlik, ‘farkındalık’ kazandıracaktır. Şimdiye kadarki söylemimizle sübjektif (içsel) görünümde olan süreç, masa üstüne çıktıkça mimarlığın sosyal çevre boyutu etkisini gösterecektir. Zira mimarlık, bir çağın/ dönemin toplumsal isteminin mekâna yansıma arzusu/ iradesidir.

Toplum, gerçekle sınanmış imgesine ihtiyaç duyar ve Mimar’ın işi de tam bu talebe verilecek yanıttır. Süreci L. Kahn sözcükleri ile tanımlayalım : “yapının tasarımına ölçüye gelmez (immeasurable) değerlerle başlamalı, sonra ölçülebilir (measurable) araçlarla sürdürmeli, tasarlandığında ise sonuç yine ölçüye gelmez (immeasurable) değerler taşımalıdır.”

Görüldüğü gibi, Mimar/ Tasarımcı “farkındalık” ürünü için yoğun/ meşakkatli bir çalışmada bulunmalıdır. Sürecin gelişme evresinde, mimarlığın evde yapılan bir sanat olmadığı, binlerce kişiyi gözeten/ gerektiren bir sanat türü olduğu bilinmelidir. İşverenden işçisine, müteahhide, çevre sakinine, kentliye kadar büyük bir kesimin bir anlamda katılımı, bir oranda onayı alınmalıdır/ gözetilmelidir. Bu ağır “iş”in organizasyonu, orkestrasyonu da Mimar/ Tasarımcının omuzlarındadır.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, içinde bulunulan çağ/ dönem, zamanın ruhu (zeitgeist) esere yansımalıdır. Tasarlanan ürün ne kadar süre için geçerliliğini koruyabilecektir? Tasarımın yetkinliğiyle bu süre ne kadar uzatılabilir? Warhol’un insanlar için , ‘genel tanınma’ (celebrity) süresi on beş dakikadır. Bu hızlı değişimi yapı ve mekân üzerinden de değerlendirebiliriz. Ancak bu yapıların kullanıcılarının davranışları, mekânı yaşayışları, mekâna verdiği değerler, mekân algıları yapılardan çok daha çabuk değişmektedir. Zaman-mekân sıkışması (time-space compression) kavramının sosyal/ mekânsal etkileri ve globalleşmeyle gelen ve mekân üzerindeki etkileri gibi düşünülmesi gereken daha pek çok husus var.

Bu ortamda farklı yapılar tasarlanmakta ve yapılmaktadır. Ancak bunların ne kadar ‘farkındalık’ ürünleri olduğu kuşkuludur. Onun için, ‘farkındalık’ ürünleri belki az sayıda Mimar/ Tasarımcının olağan dışı çalışma azmi ve duyarlılıkları ile belli oranlarda gerçekleşmektedir. Dünya düşünce ve kültür tarihinin önemli kilometre taşlarını oluşturan tasarımlar/ yapılar, bu uzun entelektüel yolu aydınlatan fenerler gibidir. Waterfalling House, Unite d’Habitation, Ronchamps, Beaubourg, vb. bunlardan sadece birkaç tanesidir.

Gelecekten umutlu olmak lazımdır. Türkiye’nin mimarlık tasarım gücü, hızlı bir biçimde gelişmektedir. Ülkede en az batıdakiler kadar başarılı tasarım ve yapılar yapılmakta olduğunu düşünüyorum. Daha fazla iletişimle gelecek özgüven, taklit/ imitasyon ortamını geriletecektir. Mimarın kabuğuna tık diyeceği günlerin yakın olduğunu düşünüyorum. Eğer modernitenin peşinden gidiyorsak, geçmişle bağlantılı tasarım takıntılarımızdan kurtulmamız gerekecektir. Özü göz ardı eden biçimsel yaklaşımların da, toplumsal beğeni düzeyinin yükselmesi ile itibar kaybetmesi sonrası, biçim-öz birlikteliğinin zamana izdüşümünün, tasarımda odak noktası olacaktır kanaatindeyim. Tutarlı, radikal, yeni bir yapı-mekân paradigması kurulması, dünyada olduğu gibi ülkemizde de düşünülenden daha yakın olabilir.
 Mimari bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir? Türkiye'de ve dünyada fark yaratan projelerden örnek verebilir misiniz?

Semra UYGUR
Günümüz dünyasında mimardan sıklıkla talep edilen durum fark yaratmak. Fark yaratmayı yatırımcı, kendini öne çıkarmak nedeniyle reklam aracı olarak kullanmak ve pazarını genişletmek için talep ediyor. Bu noktada mimarın bu talebe nasıl yanıt verdiği, mimarın dünya görüşünün yansımasıdır. Mimari proje üretimi, mimarın dünya görüşü ve ideolojisi ile doğrudan ilgilidir. Tasarımın, neye/kime hizmet edeceği, nerede bulunduğu ve en önemlisi mimarın, ona hangi anlamları yüklediği, sonucunu etkileyen en önemli kriterdir.

Fark yaratmak, değişik biçimlerde olabilir. Birincisi;  çağdaş, tevazu içinde var olmayı becerebilmekle mümkün ki bu oldukça emek isteyen, yerin ruhunu anlamakla mümkün olabilir ve bence olgunluk gerektirir.  Günümüz gösteri dünyasında daha fazla öne çıkan durum, her şeyi yok varsayarak kendini öne çıkarmak olarak kendini ortaya koyuyor.

Tüketim toplumunun gündelik heveslerinin dışında olabilmeyi, sıradanlığı aşabilmeyi başarabildiğimiz kadar özgün ve farklı olunabilir. Mimari proje üretimi, yatırımcı veya kullanıcının talebi ile yapılabilen bir iş.  Mimar, talep edenlerin esiri olmadan, talep gerekçesini, kendi düşüncesiyle, toplumsal sorumlulukları ile yapabildiği ölçüde uzun soluklu fark yaratabilir. Mimari diyebildiğimiz şeyi her gördüğümüzde yeniden keşfe çıkabiliyorsak, yeni şeyler fark ediyorsak, onu görmeyi, yanında, içinde olmayı arzuluyorsak, zaman, ona yeni anlamlar ve yaşam katabiliyorsa, yeteri kadar anlamlıdır ve farklıdır.


Dünyada  fark yaratanlar olarak baktığımızda, en önemli isimler Meis Von Der Rohe ve Le Corbuiser’in  tüm eserleri diyebilirim . Her ikisinin de en önemli özelliği her dem yeniliklerini koruyabilmiş olmaları.
 Mimari bir projede fark yaratmak nasıl gerçekleştirilir? Türkiye'de ve dünyada fark yaratan projelerden örnek verebilir misiniz?
‘Fark Yaratmak’ öyle mi? Sakın bunun Derrida’nın différance kavramıyla bir ilişkisi olmasın? Derrida bu kavramı felsefede öne sürerek kimlik ve fark gibi çok bilindik belitlere yepyeni bir bakış açısı getirmiştir. Fark tüm diğer olası anlamların üstünü örterek başat bir anlamı su yüzüne çıkarmaktır. Diğerleri sadece ötelenir, zamana bırakılır ve başka ortamlarda yeniden ortaya çıkmayı beklerler. Böyle bakılınca fark mimarlıkta ihmal edilmiş bir anlamdır, denebilir belki de.

Ne zamanki ‘o’ ertelenen ortaya çıkar, metin bambaşka bir boyut kazanır. Derrida’nın koltuğundan olaya bakarsak fark, ancak görmezden gelinmişi, ihmal edilmişi ve belki uygun ortam bekleyeni ya yeni bir okumayla, ya bakış açısı değiştirerek ya da yeni bir çabayla ortaya çıkarmaktır. O zaten potansiyel olarak hep vardır. Bu konuda Dekonstrüksiyoncu tarihçiler Derrida’ya tamamen katılırlar ve mevcut gerçekliği bozacak, aşacak, yeni yorumlar getiren belgeler ve kanıtlara yönelirler. (White 1973; Southgate 1988, 2001; Jenkins 1991, 2003; Munslow 1997, 2006)

“Basit bir önemsizlik bir olanağa işaret eder… Belli belirsiz bir iz denenmemiş bir farktır” der, Derrida. Bu, Japon tiyatrosunda ‘MA’ya benzer, bizim sahneleme geleneğimizde ‘S’ vermeye benzer, belki… Mimarlıkta ‘selen’, yani duyma eşiğinin hemen üzerindeki ses, geçmişten bir kopmaya, kırılmaya işaret eder. Bir kuralın bozulması, eski kanon ve konvansiyonların delinmesi, doğa/kültür, plan/cephe, iç/dış, komünal/özel ve benzeri hiyerarşilerin ters yüz edilmesi farkı yaratan dekonstrüksiyoncu stratejilerdir. Derrida’nın en başat felsefi dekonstrüksiyon aracı ‘varlık/yokluk’ tur. İzler ve ‘Zombiler’ aynı anda hem varlığı hem yokluğu anlatırlar. Yokluk, örneğin, sevilenin yokluğu, onu zihin dünyamızda özdeksel varlığından çok daha derin bir biçimde var eder. Yokluk varlığı silemez, tersine altını çizer, derim ben.

Hiyerarşilere gelince; akılla anlaşılan/duygu ile kavranan, zihin/beden, işlev/biçim, plan/kütle, periferal/merkezî, hizmet eden/hizmet edilen mekânlar, sabit/esnek, tekrarlı/ender, uyumlu/uyumsuz, keşfedilen/icat edilen, kavram/gösterge gibi hiyerarşilerinin alt üst edilmesi güçlü farklar yaratmanın araçlarıdır. Mimarlar tarafından 1980’li yıllardan sonra bilinçli olarak kullanılan yaratıcı stratejilerdir. ‘Aradalık’ da bir çözüm olarak mimarlar tarafından denenmiş arabulucu bir yöntemdir.

Mimarlık tarihi boyunca birçok mimar yepyeni plan tipolojileri ve yeni tarzlar yaratmıştır. Çünkü dekonstrüksiyon zaten mimarın ruhunda vardır. Asal farkların araçları malzeme buluşları, yapı-yapım teknolojilerindeki buluşlar, matematik ve geometri bilimlerindeki gelişmeler, mühendislikteki gelişmeler, süsleme anlayışındaki değişikliklerdir. Post-Fordist kentleşme ve mimaride de fark aynı faktörlerden kökünü alarak yeni tasarım araç ve ortamlarının yardımıyla karşımıza çıkmaktadır. Bunların örneklerini saymaya kalkarsam bana ayırabileceğiniz yere sığamam. Şöyle söyleyeyim kısaca, neye hizmet ettikleri- malum! Tüketime, teknolojiye ve satışa…

Bazen Marilyn Monroe gibi seksi, bazen Madonna gibi tuhaftırlar, ama çok satarlar medyada. Tıpkı bu iki sanatçı gibi müsrif ve intihara eğilimlidirler. Büyük alan kayıplarını beraberinde getirir, bazen denenmemiş teknolojileri beceriksizce denerler. Kendilerine imrendirirler!

Ben, eğer radikal ve akılcı mimari bir yaklaşım, bir anlayış farkı ve plan düzeyinde yaratıcı tipolojik bir fark değilse sözünü ettiğiniz, örneğin toplu konut üretiminde ilk kez büyük boyutlu prefabrik elemanların denendiği, Moshe Safdie’nin Habitat’67’si gibi bir fark değilse, ben farkın soylu ve güzel olanını severim: Grace Kelly gibi… Her çağda, her koşulda, sade, ama alabildiğine soylu ve estetik olanını severim. Duruşu, oturuşu ve konuşma tarzıyla ne muhteşemdir Grace Kelly! Ben zor olanı severim!

Modern Mimari’nin sadeliğine, seçtiği incelikli oran ve donanımlarla getirdiği üstün bir yorumdan, Modernizm’in klasik güzelliğini yeniden yorumlayan ve bu anlamda makul, anlaşılabilir bir farkı ortaya koyan bir mimarlığı vurgulamak istiyorum. Bu “basit bir önemsizlik bir olanağa işaret eder…” diyen Derrida’ya çok hoş bir yanıt, bence. Özenli Modern Mimari, Grace Kelly gibi klasik bir güzellik olabilir. Ankara Söğütözü’nde inşa edilen, 2010 yılında TSMD'nin düzenlediği ‘En İyi Tasarım Ödülü’nü ve Arkitera’nın ‘En İyi İşveren Ödülü’nü alan Türkiye Noterler Birliği Merkez Binası’ndan söz ediyorum.

İşverenini Türkiye Noterler Birliği, tasarım ekibi ise Selim Velioğlu, M. Orkun Özüer, Umut İyigün ve Murat Aksu’dan oluşuyor. Plan düzeyinde baktığınızda basit ve akılcı bir bina. Gerek Doğu ve gerekse Batı Mimari geleneğinde sık rastlanan bir ‘U’ avlu şemasına sahip.

Dışa bakan cephelerde yaratılan revaklar yine Modern öncesi Doğu ve Batı Mimarlığında görülen revakların Modern bir yorumu. Yağmura ve güneşe karşı korurlar insanı. Asya’nın Avrupa’nın en güzel sokakları hep revaklı-arkatlıdır. İnsana yararlar… “Ben güzele güzel demem, güzel yararlı olmalı…”

İç avlusu ile bina pozitif mekân yaratıyor; tam Alexander (1977) ve Ashirara’nın (1983) istediği gibi… Mekânın niteliğini tartışan birçok araştırmacı dış mekânı insana göre yorumlar. Binaya ait kılınmamış, sokaklara yönlenmiş dış mekânlar arsada alan kaybıdır. Oysa bu binada mimarlar orta avluyu dördüncü cephede de sanal bir biçimde kapatarak tüm avluyu binanın kendi kullanımına yararlı hale getiriyorlar. Arsa çok güzel kullanılmış.

Böylece revaklar içte de sürdürülüyor ve binanın çıkmaları kendi avlusuna baktırılıyor, tıpkı kendi geleneksel evlerimizde olduğu gibi. (Gür&Erol, 2011)

Binanın içi pırıl pırıl, tıpkı dışı gibi… Tıpkı Grace Kelly gibi… Modern Mimari’nin klasik güzelliğini ileriye taşımakta ısrar ederek bu proje önemli bir fark yaratıyor.
https://showroom-kiev.com.ua

купить сумку мужскую

женская оправа для очков