7 Ekim Dünya Mimarlık Günü

KP
  • Sizce mimar olmanın altında ne gibi sosyal ve çevresel sorumluluklar yatıyor? Gelişen teknoloji göz önüne alındığında, mimarlık pratiği toplumların tüm kesimlerine ve aynı zamanda diğer canlı türlerinin uyum içerisinde yaşamalarına ve barınmalarına günümüzde ne gibi katkılar sunabilir?
  • Would you share your opinions about the social and environmental responsibilities of architects? Considering advanced technology, how architecture practice can contribute to creating affordable living spaces for people from all segments of society and also living harmoniously together with other species?

Sosyal ve çevresel sorumluluklar, öncelikle siyasi düzeyde ele alınması gereken konular. Bununla birlikte, çoğu kentsel gelişmenin özel sektör tarafından yönlendirildiği Norveç gibi bir ülkede hem geliştiriciler, hem de biz (mimarlar) rolümüzün farkında olmalıyız. Konut projeleri tasarlarken ve geliştirirken, mimarlar daima küresel kaygılarla ilgili çözümler üretmeye çalışmalı. Aynı zamanda daha kapsayıcı bir konut piyasası yaratmada hem özel hem de kamu geliştiricilerinin birbiriyle rekabetinin ve hem yerel hem de küresel çevre için olumlu olan faktörleri teşvik etmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Teknoloji, daha akılcı yaşam alanları tasarlamamıza ve maliyeti yükseltmeden kaliteyi arttırarak insancıl parametreleri optimize etmemize yardımcı olabilir. Yeni planlama araçları, bir arada uyum içerisinde yaşamayı güçlendirebilecek sosyal programlar ve tipolojiler geliştirmemize yardım edebilir. 

Aynı zamanda, mimarların heterojen toplulukları güvence altına alan “yumuşak” parametreleri anlamaları ve daha geniş bir toplumsal katılım için yeni çözümler önermeleri önemli. DARK'ta, zamanımızı ve ortak deneyimlerimizin bir kısmını, yeni konut ve topluluk geliştirme yolları önermek için kullanıyoruz. Konumumuzu geliştiricilere, politikacılara ve karar vericilere karşı gerekli değişiklikleri yapmak için kullanmaya çalışıyoruz. Yakın tarihli araştırma projemiz olan “DesignedByResidents” ile gelecekteki sakinlerin konut projelerinin geliştirilmesinde ve tasarımında daha fazla yer almaya, daha fazla sosyal durum yaratmaya ve bina maliyetini düşürmeye davet eden bir süreç tasarlıyoruz.

Social and environmental responsibilities are concerns that primarily need to be handled on a political level. That being said, in a country like Norway where most urban development is driven by the private sector, both developers and we architects need to be aware of our role. When designing and developing housing projects, architects should always strive to push for solutions regarding global concerns. I also think it’s important to challenge both private and public development in creating a more inclusive housing market and promote factors that are positive for both the local and global environment. 

Technology can help us in designing more rational living spaces and optimize humane parameters by densifying with quality without raising the cost. New planning tools can help us develop social programs and typologies that can strengthen harmonious co-living. 

At the same time, it is important for architects to understand the “soft” parameters that ensure heterogeneous communities and suggest new solutions for broader societal inclusion. At DARK we use some of our time and collective experience to suggest new ways of developing housing and communities. We try to use our position towards developers, politicians and policymakers to make the necessary changes. In our recent research project “DesignedByResidents” we are designing a process to invite future residents to take greater part in the development and design of housing projects, to create more social situations and reducing building costs.
Arne MYKLESTAD
DARK ARKITEKTER

Mimarlar hem sosyal hem yapısal anlamda sürdürülebilir çevreyi oluşturmak, kullanıcı ve insan hayatı odaklı mekân ve çevreyi tasarlamak, sosyal etkileşimi kurgulamak ve tüm bu ilişkileri ele alırken estetik ve fonksiyonu bir arada gözeterek tasarım yapmakla sorumlu. 

Mimarlık pratiği “İlkel Kulübe” oluşumundan itibaren insanın barınma ihtiyacı, doğa ile iletişimini esas alarak gelişimini sürdürüyor. Her ne kadar barınma ve temel ihtiyaçlarımız özünü korusa da alışkanlıklarımız ve ihtiyaç çeşitliliğimiz gelişen kentlerde türüyor. Teknolojinin hızla gelişmesiyle beraber mimarlar geleceği öngörerek ve farklı koşullarda yaşam biçimlerini hayal ederek, yeni üretim fazlarına yönelik tasarlayarak, değişkenliklere adapte olarak insanlığın gelişimine katkılar sunabilirler.

Architects are responsible for creating a sustainable environment in both social and structural aspects – they need to design space and environment focused on the user and human life by observing social interaction. While handling all these issues, they also should consider aesthetics and function.

The architecture, as a practice, has been developing since the establishment of “Primitive Hut” based on the human need for shelter and being in touch with nature. Although our housing and basic needs remain the essence, our habits become diversified in developing cities. With the rapid development of technology, architects can contribute to the development of humanity by foreseeing the future and imagining different lifestyles, designing for new production phases, adapting to changefulness.

 
Burak PEKOĞLU
BINAA

Mimarlık, herkes için olmalı… İyi binadan kötü insan çıkmaz…

Şehirciliğin ve mimarlığın iyi çözümlendiği şehirlerde huzurun çok daha fazla olduğu gerçektir. Mimarlık sadece taleplerin karşılığında yaratılan bir arz olamaz. Mimarlık, toplumların gelişimine katkı sağlamalıdır, günün şartlarına uygun kullanıcı ihtiyaçlarını belirleyecek ve optimum çözümleri de ortaya koymalıdır. Mimarlık konusunda da söz sahibi olması gerekenler de sadece mimarlar olmalıdır.

Gelişen teknoloji ile birlikte daha yüksek daha büyük daha ilginç binalar tasarlanıp uygulanıyor. Ancak, bunların yanında ne yazık ki toplumun düşük gelirli kesimin yaşam şartları aynı oranda iyileştirilmeyince, şehirlerde bölümler arasında uçurumlar ortaya çıkıyor. Bu da ciddi bir sosyal problemi doğuruyor. Bu yüzden, mimarlığın toplumun her kesimine ulaşması gerekmektedir. Fiziksel çevrenin insani ihtiyaçları optimumda karşılaması gerekir. İlk önce şehir ölçeğinde (parkların, bitkilerin, su ögelerinin, yolların, kaldırımların) ve daha sonra da bina ölçeğinde doğru planlama ile insani şartları her kesim için yerine getirmek, mimarlığın en temel sorumluluğudur.

Dünya, üzerinde yaşayan tüm canlılarla dünyadır. İnsanoğlu her ne kadar öncelikle kendini düşünüyor da olsa, zekası ve becerileri sayesinde yaptığı tüm üretimleri hayvanları ve bitkileri de düşünerek yapmalıdır. Dünyanın ekolojik dengesini korumak için canlıların gereken şartlarda yaşamaya devam etmeleri gerekir.

Nasıl insanları iklim şartlarından korumak için ısıtmalı ve soğutmalı binalar tasarlıyorsak, hayvanlar için de hayatta kalmalarını sağlayacak koşullarda barınaklar, yaşam alanları tasarlayabiliriz. Bunları konut alanlarına uzak değil, yakın bölümlerde konumlandırabiliriz, böylelikle insanlarla hayvanların bir arada yaşamaları da sağlanmış olur.

Hayvanların yanı sıra bitkilerin de sadece konut alanlarında süsleme amacı ile tasarlanan küçük peyzaj alanları değil, daha büyük alanlarda iklime uygun ormanlık alanları içinde yaşamalarını sağlayabiliriz.

Architecture should be for everyone… A well-designed building means peaceful people…

It is a fact that in cities where urbanism and architecture are well-analyzed, peace is much more. Architecture is not only a supply that is created in reply to demands. Architecture should contribute to the development of societies, identify user needs in accordance with the conditions of the day and provide optimum solutions. And only architects should have a voice in architecture.

Thanks to the developing technology, larger and more interesting buildings are designed and applied. However, unfortunately, when the living conditions of low-income people are not improved to the same extent, the gap between the different regions of the city will arise. This creates a severe social problem. That is why architecture needs to reach all segments of society. The physical environment must meet human needs in an optimal way. First of all, it is the basic responsibility of the architecture to ensure that humanitarian conditions are fulfilled for everyone no matter the level of income, starting from the city scale (parks, plants, water elements, roads, pavements, etc.) to the building scale.

What makes the earth that valuable is the living creatures, living inside of it. Although human beings act a bit selfish about that, they need to produce everything by considering animals and plants by using their intelligence and skills. In order to maintain the ecological balance of the world, living things must continue to live under equal conditions.

Just as we design heated and cooled buildings to provide people required climatic conditions, we can design shelters and habitats for animals. We can position them close to our living spaces so we can live altogether in peace.

Besides animals, we can ensure that the plants live not only in small landscaping areas designed for decoration in residential areas but also in larger forest areas.
Feza KOCA
ELİPS TASARIM

2019 Dünya Mimarlık Günü teması olan “Mimarlık… Herkes için Konut” bize, şehirler ve şehircilikle ilgili düşüncelerimize çok yakın. NEXT architects, 20 yıl önce, kentin bağlantılar ve karşılaşmalar için bir yer olduğu vizyonu üzerine kuruldu. Şehrin insanların, kültürlerin ve mekânların buluşabileceği ideal bir yer olduğuna inanıyoruz. Mimarimizde bağlılığı ve kapsayıcılığı teşvik etmek amacındayız. Projelerimizle, “farklı” istek ve insanların bir araya geldiği, yeni binaların mevcut olanların üzerine yapıldığı “katmanlı bir şehirde”, “değerli binaların” inşa edilmesine katkıda bulunmak istiyoruz.

Çeşitliliğe ve zıtlıklara inanıyoruz, çünkü aşırı uçları aramak kentin potansiyelini arttırıyor. Projelerimizde zıtlıklar bakımından zengin, sıradanlığa ve demokratik ortalamaya karşı duran bir yer için çalışıyoruz. İlerleme için hem hızlanmanın hem de yavaşlamanın kullanıldığı bir yer… Çeşitlilik sadece form ve malzemeyle değil, aynı zamanda farklı gelişmeler ve süreçlere yer vererek, yatırımcıların, geliştiricilerin yanı sıra toplulukların ve kullanıcıların inisiyatif almalarını mümkün kılarak yaratılır. Mimari, kontrast bakımından zengin kent manzarasına ifade ve fiziksel form vererek katkıda bulunabilir. Mimarlık… Herkes için konut demek.

“Architecture… Housing for all” as the theme for the 2019 World Architecture Day is very close to us and to the way we think about cities and city-making. 20 years ago, NEXT architects was founded on a vision of the city as a place for connections and encounters. We believe that the city is an ideal space where people, cultures, and places can meet. In our architecture, we want to stimulate connectedness and inclusivity. With our projects, we want to contribute to the making of VALUABLE BUILDINGS in a LAYERED CITY, where the new builds on the existing, and where a DIVERSITY of wishes and people meet.

We believe in diversity and contrast because looking for extremes increases the potential of the city. In our projects, we strive for a space rich in contrasts: against the average and against the democratic average. A space where both speeding-up and slowing-down are used for progress. Diversity is created not only through form and material, but by giving room to different developments and processes, by making it possible for investors, developers as well as for communities and users to take initiative. Architecture can contribute by giving expression and physical form to the contrast-rich urban landscape. Architecture… housing for all.

 
Marijn SCHENK
NEXT ARCHITECTS

 
Mimari multi-disipliner bir meslek. Sosyal ve çevresel faktörleri içermesi bunlardan yalnızca bir tanesi. Bunun haricinde kapitalle, teknolojiyle, sanatla, insan yaşamı ve psikolojiyle de iç içe. Dolayısıyla sadece sosyal ve çevresel ile sınıflandırmak doğru olmaz. Bunların hepsi bir araya geldiğinde anlamlı bir bütün oluşturuyor. Bir mimar bunların tamamına karşı sorumlu olarak eser vermek durumunda. Teknolojinin gelişip daha sürdürülebilir mimarinin ortaya çıkmasıyla; çevreyle uyumlu, insan hayatına yakın mimariyi çağırmak yerine sanki kapitalin denetiminde, fazla miktarda insan topluluklarını üst üste yığmaya yarayan teknolojiyi kullanıyoruz. Büyük metropoller bizden bunu istiyor. Bugün biz mimarlar, ne kadar savaş versek de istediğimiz sürdürülebilir mimariyi gerçekleştiremiyoruz. Çünkü bunun altında çevresel ve sosyal faktörler değil ekonomi yatıyor. Yatırımcının buna izin vermesi, devletin sübvanse ederek bunun önünü açması lazım. İstediğimiz dünya ancak böyle yaratılabilir. Mimarlar ancak ellerinde olan imkanı değerlendirdikleri için yapabildikleri kadar bunu yapıyorlar. Ama esas karar, idare ve yatırımcıda. Günümüzde teknoloji insan yığınlarını üst üste, daha küçük alanlara yığarak yaşatmaya, çalışmaya ve bu yaşam alanlarına ulaştırmaya yarayan bir sistem haline geldi. Burada insani bir boyut görmüyorum. Umarım bir gün gelir.
 
Architecture is a multi-disciplinary profession. Social and environmental issues is only a branch of it. Apart from this, it is intertwined with technology, arts, human living, and psychology. Therefore, it would not be right to evaluate it in a social and environmental extent. It finds a meaning if all of these come together. An architect has to work by being aware of his / her responsibilities for all of these. As technology develops and more sustainable buildings arise; I feel like we use a technology that forces crowds living together in limited areas in control of capitalism, instead of creating an ergonomic, environment-friendly architecture that makes human life easier and more livable – that is called metropolis. Today, we architects, no matter how much we try to make that happen, cannot completely actualize sustainable architecture. Because the main problem is the economy, rather than environmental and social issues. The investor should allow that and it should also be supported by the government. The world which we dream of can only be created in this way. Architects do their best to make this come true. But the authorities and the investor have the last word in this matter. Today, technology has become a system that stacks up people in limited areas to make them live, work, and transport. I do not support these inhumane conditions and I hope someday this will change.

Mehpare EVRENOL
EVRENOL ARCHITECTS

Karbon emisyonunun ’ünün sorumlusu inşaat sektörü. Binalar için kullanılan çoğu malzeme, doğal kaynakların tükenmesinden ve sonuç olarak küresel ısınmadan kısmen sorumlu. Bu gerçeklere baktığımızda, mimarların ayrı bir sorumluluğu söz konusu. Mimarlar, yeni binalar yapmaktan kaynaklanan küresel ısınmanın azalmasına katkıda bulunacak basit tasarım ilkeleri oluşturmalı.

Enerji verimliliğini artırmak, yapay havalandırma ve ışık ihtiyacını azaltmak için binalardaki doğal havalandırma ve doğal ışık girişi artırılmalı. Eski binaların yenilenmesi ile birlikte geri dönüşüm ve yeniden kullanım bir öncelik olmalı. Güneş enerjisinden faydalanarak, su ve yağmur suyu geri dönüşümünü yaparak doğal kaynaklardan faydalanmak, proje planlamasının ayrılmaz bir parçası olmalı.

İnsanların uygun inşaat yöntemlerini bulmak için yerel mimariye odaklanmaları yeterli. Hindistan, Kutch'taki Banni Köyü’nün kerpiç ve saman konutları, sadece 2000 dolar maliyetle 4 kişilik bir evin nasıl inşa edilebileceğini gösteriyor. Hindistan, Assam'daki bambu evin inşaat maliyeti ise yalnızca 1500 dolar. Ancak, pek çok yoğun kentte bu malzemeler kolayca temin edilemiyor.

Çözüm, biyolojik olarak parçalanabilen ve geri dönüştürülmüş malzemelerle, şehre yakın bir atölyede veya fabrikada modüler evler oluşturmak. Bu modüller, kümeler halinde istiflenecek şekilde tasarlanabilir ve her yapının organik tarım için bazı açık alanlara sahip olması sağlanabilir. Bu çözüm daha az nakliye maliyeti, daha az malzeme maliyeti ve nihayetinde tarım için alan kazanırken bir yandan da inşaat için daha az maliyet demek. 

“Herkes için ev” yaratacak ekonomik ve hızlı süreçler geliştirmek için, teknolojinin de desteğiyle sayısız çözüme kavuşan çok çeşitli metodolojilerin araştırılması gerekir.

Construction of buildings is responsible for 13% of the carbon emission. Most products used for buildings are partially responsible for the depletion of natural resources and as a result, contribute to global warming. Looking at these facts, architects have a herculean responsibility. Architects need to ensure simple design principles that would contribute to a decrease in global warming caused by making new buildings.

Natural ventilation & natural light penetration within buildings should be maximized by the design to increase their energy efficiency, reducing the need to air-condition & artificially light internal spaces. Recycling and reuse along with the renewal of older buildings should be a priority. Tapping natural resources by harnessing solar energy, recycling water & rainwater harvesting should be an intrinsic part of the project planning.

One only has to look at vernacular architecture to find affordable ways of construction. The adobe & straw dwellings of the Banni village in Kutch, India illustrate how a house for 4 people can be constructed within 2000 USD only. A bamboo house in Assam, India costs only 1500 USD to construct. However, in most dense cities these materials would not be easily available.

The solution would be to create modular homes within a workshop or factory located close to the city with biodegradable & recycled materials. These modules could be designed to be stacked in clusters in a way that each unit gets some open space to be used for a garden for organic farming. This would result in fewer transportation costs, fewer material costs and eventually fewer costs to build whilst providing space to farm.

A vast spectrum of methodologies needs to be studied which could result in numerous solutions aided by technology to evolve economical & fast processes to create homes for everyone.

 
Sanjay PURI
SANJAY PURI ARCHITECTS
 
Mimarlık sosyal, kültürel ve ekonomik hayatın içerisinde geçeceği mekânların tamamını tasarlamaktır. Doğanın kendi oluşumunun dışındaki bir yapıyı yeryüzünde inşa etmek, kullanmak ve sonrasında, fiziksel ömrü bittiğinde yok etme çabası… Bunların tamamının doğayla barışık gelişmesi günümüz dünyasında, kullandığımız malzemeler ile maalesef mümkün görünmüyor. Bütün bu fonksiyonları içerisinde yaşanacağı mekânlar oluştururken, bu malzemelerin yaşam ömrünün sonunda ne olacağını düşünmeden sorumlu mimar olmak, benim için mümkün değil. Bu düşünce sistematiği içerisinde, doğal olmayan malzemeleri mümkün olduğunca kullanmama ya da minimize etme refleksi yatıyor. Diğer bir taraftan baktığımızda, doğal ahşap ürünlerle çok büyük projeler yapmak, fiziksel olarak büyük miktarda ağacın yapı malzemesi olarak kullanılmak üzere kesilmesini gerektiriyor olması, kendi içerisinde bir çelişki oluşturuyor. İnsanlara yaşayacakları doğal ortamlar sunmak güzel ama, bunu yapmak için başka bir canlıyı evinden etmek acı… Kendime göre bazı doğrularım var ama tam olarak cevabı ne benim ne de insanlığın bulabildiğini zannetmiyorum.

Nüfus artışına bağlı yapı ihtiyacının daha fazla yeryüzü kaplamasını istemiyorsak yükselmek zorundayız. Bunun cevabı "Ekolojik Mega Yapılar" olacak diye düşünüyorum. Ama bu çok katlı ve girift yapıların en yaşanası ortamlar oluşturabilmesi için iyi mimarlara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Yüksek binadan kastım cam kule mimarisi değil. Doğanın, yatayda ve düşeyde entegre olabileceği yapılar yapmanın zorunlu olacağı dönemleri çok uzak görmüyorum.

Architecture is to design all the places where social, cultural and economic life is experienced. The tendency of building a structure to use it which is against nature, and then destroying it is the problem itself. It is, unfortunately, not possible to build something completely nature-friendly in today’s world. As an architect, it is also not possible for me to be able to act completely eco-friendly in terms of the use of materials all the time. This mentality relies on the reflex of minimizing the use of unnatural materials or not to use them at all. On the other hand, the fact that making large-scale projects with natural wood products means cutting the excessive amount of tree to be used as a building material which is actually contradictive. It's nice to offer people a natural environment to live in, but it's also heartbreaking to do it by harming nature. I have my own principles considering all of these, but I don't think that neither I nor humanity could find the answer so far.

If we do not want to cover any more space on earth as the world population is kept growing, we need to rise up the buildings. I believe the answer is "Ecological Mega Structures". But I think there is a need for qualified architects to build these multi-storey, complex structures to create the most livable environments. In the meantime, I don’t mean glass skyscrapers by pointing out “high-rises” – I think nature-integrated structures are yet to come.

 
Sinan KAFADAR
METEX DESIGN
 
Mimarlar olarak sosyal, çevresel ve politik zorlukların çözümünde toplumu destekleme sorumluluğumuz var. Yapılı çevre, insan eliyle yapılan şeyler içinde öncelikli konumda. Aynı zamanda, binaların yapımı günümüzde en ciddi çevresel zorluklardan biri. Şu anda, yaşanacak yer açısından ciddi bir sıkıntı (kıtlık) yaşıyoruz. Buna ek olarak, giderek daha çok insan metropol alanlarda yaşıyor. Bina ve özellikle arazi için yüksek maliyetler bir diğer büyük bir zorluk. Bu nedenle, metropol alanlar için olası bir çözüm, daha yüksek bina inşa etmek veya mevcut binalara kat eklemek olabilir. Bu önlemlerin yanı sıra, mevcut binaların üzerine hafif yapıların yapılması, açık alanların doldurulması ve yasal olarak arazi ve bina spekülasyonunun durdurulması, arazi kullanımı ve altyapı maliyetlerini azaltacaktır. Ayrıca, biz mimarların inşa için çevreye daha duyarlı ve düşük maliyetli bir yol geliştirmesi gerekiyor. Bu durumda siyasi iradenin yasal gereklilikleri değiştirmesini desteklemeliyiz. Sonuç olarak, kültürel, sosyal, politik, coğrafi ve iklimsel bağlamları göz önünde bulundurmamız gerektiği için, bunun basit bir çözümü yok. 

We architects have a responsibility to support society in solving social, environmental and political challenges. The built environment is a prominent human artifact. Simultaneously, the construction of buildings is one of the most serious environmental challenges today. Currently, we experience a severe shortage in places to live. Additionally, more and more people live in metropolitan areas. High costs for building and especially for the land is another massive challenge. Hence, a possible solution for metropolitan areas would be building higher or adding floors on existing buildings. These measures as well as light construction on top of existing buildings, filling in of open sites, and legally stopping the speculation with land and buildings would mitigate the cost of land use and infrastructure. Furthermore, we architects need to develop a more environmentally sound and cost-efficient way to build. In this case, we require the support of politics changing legal requirements. All in all, there is no simple solution since we have to take the cultural, social, political, geographical, and climatic contexts into consideration.
 
Stefan BEHNISCH
BEHNISCH ARCHITEKTEN