Dünya Adil Değil - Kenan ÖZCAN

KP38
KP
Dünya Adil Değil
Oscar Niemeyer
il mondo e’Ingiusto
GİRİŞ

Dünya adil değil, 104 yaşında hayata veda eden bir mimarlık kuşağının son üyesinin hayatını yansıtıyor. Sadece hayatı değil elbette dünyamızın son 100 yılını yansıtıyor aslında. Brezilya’dan çıkarak bütün dünyada eserler vermiş, hayatı Le Corbusier’den Mies Van der Rohe’ye, Fidel Castro’dan Sartre’a ve 20. yüzyılın daha birçok mimarı, düşünürü, siyasetçisi ve politikacısıyla kesişmiş, çoğuyla birlikte çalışmış, dostluğu ve arkadaşlığı olmuş. Bu kitap tüm bunların çok kısa bir özeti. Hayat ve insanın her şeyden önemli olduğunu, eşitliğin değerini, mimarinin salt mesleki çalışmalardan ibaret olmayıp toplumsal sorumluluklar içerdiğini anlatıyor.. Hayat her devresinde ciddiye alınmalı, inanılan ve peşinden gidilen hayati, mesleki ve toplumsal değerlerde tutarlılık kaybedilmemeli.

Oscar Niemeyer 104. yaşında dahi yenilik diye mimari ve betonarmenin sınırlarını zorluyor. Onun hayalinde hep daha iyi bir dünya arayışı olmuş. Bu aslında tam da hayatı ciddiye almak işte… Bir şair, bir ozan, bir düşünür, bir solcu, bir komünist ve 104 yıl havada resimler yapmış küçük bir çocuk.

HAVADA RESİMLER YAPAN ÇOCUK

Oscar Niemeyer 15 Aralık 1907 tarihinde Brezilya’da Laranjeiras Bölgesi’nde sömürge döneminden kalma bir evde doğdu. Badem ağaçları altında kalemsiz ve kağıtsız resim yapıp, kalem olarak elini, kağıt olarak da gökyüzünü, boşluğu kullanan Niemeyer meslek olarak da mimariyi seçmiş.1932 senesinde Lucio Costa’nın stüdyosuna dahil olmuş. 1936 senesinde Le Corbusier ile tanışmış. Le Corbusier Brezilya eğitim bakanlığı için Rio de Janeiro’ya gelmiş o dönemde.

1. Lucio Costa, Gustavo Capanema Sarayı (Brezilya Eğitim Bakanlığı) Rio de Janeiro, Brezilya, 1939-1943

1943 yılında tamamlanan binada Le Corbusier danışman olarak bulundu. Lucio Costa, Carlos Leao, Affonso Eduardo Reid ile birlikte Oscar Niemeyer uluslararası üslubun ilk önemli yapılarından birini oluşturdular.

Bu yapı ile başlayan ve Brezilya’ya kadar giden dönem onun ilk dönemidir. Gustavo Capanema sarayında Brezilya kültürü ve modern uluslararası üslup birlikte kullanılmış. Geleneksel Portekiz tekniği azulejo çinileri* , Le Corbusier’e ait brisesoleil** tekniği Roberto Burle Marc’ın tropik bahçe tasarımları gibi.

* 14. yüzyıldan başlayarak İspanya’da, sonra daha çok Portekiz’de üretilen bir tür çini. Önceleri Kuzey Afrika mozaikleri için kullanılan bu sözcük, daha sonra 13-15 cm kenarlı, tümüyle bezeli kare duvar çinilerini tanımlar oldu.

** Brise soleil veya brise-soleil Fransızca kökenli olup “güneş engelleyici” anlamına gelen bir mimari terimdir. Sıcak dönemlerde güneşin camı ve iç mekânları çok ısıtmasını engellemek için kullanılırken, soğuk dönemlerde pasif güneş ısıtmasına yardımcı olunması işlevini de görebilir. Güneşin engellemek için kullanılan mimari tasarımların hepsini içeren bir terim olan brise soleil kavramının oldukça farklı uygulamaları mevcuttur. Bu uygulama bir yapının veya taşıyıcı sistemin bir parçası olabileceği gibi, monte edilip sökülebilen bir uygulama da olabilir. Mimarlık tarihinde bu kavramın uygulanması Le Corbusier’in tasarımlarında basit güneş engelleyicileri olarak başlamış ve yaygınlaşmıştır.

O dönem Le Corbusier tüm mimarların yakından takip ettiği büyük ustaların başında gelmektedir. Diğerleri ise Ludwig Mies Van der Rohe (1886-1969), Walter Gropius (1883-1969) olarak sayılabilir. Kimi mimari çevreleri, bu isimleri ikinci jenerasyon olarak kabul ederler. Bu isimler modern mimarinin klasikleri olmuşlardır. Aalto’yu (1898-1976) ise bu grubun bir sonrası olarak gösterebiliriz. İlkler ise yani birinci jenerasyon 19. yüzyılın güçlü mimarlarıdır. Louis Sullivan (1856-1924), Adolf Loos (1870-1933) sayılabilir. 1947 senesinde Le Corbusier ile birlikte Birleşmiş Milletler binasını birlikte çalışırlar.

2. Oscar Niemeyer, Le Corbusier, Harrison & Abramovitz,
The United Nations building, New York, 1948-1952


“Aramızda birkaç anlaşmazlık da oldu, ama Amerikan mimarlık tarihi konusunda herhangi bir kitaba baktığınızda en sonunda seçilen kurul salonu projesinin bana ait olduğunu görürsünüz. Sonra bazı değişiklikler yapılması gerekti ve ben Le Corbusier’nin fikrini kabul ettim. Son günlerden birinde, başbaşa kaldığımız bir anda Le Corbusier bana baktı ve ‘Cömert bir insansın’ dedi. Çünkü ben onun istediği değişikliği kabul etmiştim. Ben ondan gençtim, ve o da bir ustaydı.”*

Eğer tarihçi Eric J. Hobsbawm 20. yüzyılı konu alan ünlü makalesinin başlığı için Niemeyer’in hayatından ilham alsaydı, bu yüzyıla Kısa Yüzyıl değil, Uzun Yüzyıl derdi. Niemeyer 19. yüzyılda doğmuş bütün bu ustaların mirasını devralıp kişisel sentezini çıkarır ve kendi isyanı yoluyla onları günümüze, 21. yüzyıla ulaştırır.” [1]


Niemeyer’in bir asırdan biraz fazla süren hayatı ve yaşadığı 20. yüzyıl mimarinin birçok dönemini de içinde barındırır. Belki de mimarinin gelişim hızı ve üslup, tarz, dönem çeşitliliği olarak da tüm zamanlar içerisinde en uzun yüzyıl olarak anılacaktır.

Niemeyer’in çağı modern mimari ve betonarme ile paraleldi dersek sanırım yanlış söylemiş olmayız. “Modern” kelimesi sözlükte “içinde bulunulan çağa ait” demektir. Felsefede ise “özgürlük ve açıklık”tır.

Teorik olarak Endüstri Devrimi ile birlikte biçim bulan modern mimari değişik kişilik ve akımları ile çok üsluplu bir bütündür. Batı uygarlığının bir ürünüdür. Ana ilke olarak fonksiyonun (işlev) mimari yaratmada ön planda olması gerekliliği prensibi söz konusudur. Ancak Mies Van der Rohe (1886-1969) dan Hans Scharoun (1893-1972)’a varan çok geniş bir yelpazede eserler verilmiştir. En katı geometrik formdan en serbest ve özgür, tek defaya özgü formlar yan yana modern adı altında yer almıştır.

Mies, daima mimarisinde yalınlık ve saflık aramıştır. “Less is more.” Onun mimari kimliğini sanırım en çok ifade eden sözdür. Mies Van der Rohe tüm mesleki çalışmaları boyunca rasyonalist geometrik formlara bağlı kalan çizgisinden ödün vermeden çalışmıştır. Katı, dik, açısal geometrik formlar tasarımın ana temasıdır. Ve daima iç dış birliği söz konusudur.

İrrasyonalizm modern mimarinin tek düzeliği ve çok tekrarlı geometrik formlarına tez olarak doğmuştur. Mis Van der Rohe’nin mimarisinin antitezi olarak diğer uçta var olmuştur. Modern mimarinin çok üsluplu bir bütünü olmasından Hans Scharoun’un 1950’li yıllardaki organımsı mimarisi önemli bir rol üstlenmiştir. Dış cephelerin formlarında tek defaya özgü plastik denemelerle kendini gösterir. Form, biçim vermenin yerini form, biçim bulma alır. Ekspresyonist görünüm aslında iç formun dışa vuruşu ile elde edilmektedir. Zıt kutuplar olmalarına rağmen bu yönleri yani iç ve dış mimarinin uyuşması ve birlikteliği yönü ortak noktalarıdır.

4. Hans SCHAROUN. Berlin Filarmoni Binası, Berlin, 1960-1963

Oscar Niemeyer, Atlantica Caddesi üzerinde, Rio sahili ve dağları gören stüdyoda çalışmış son döneminde.

“Bu bir hümanistin stüdyosu; insanların varlığı, kitapların varlığıyla eşit düzeyde. Raflar en çok sevdiği yazarlarla dolu: Camus, Sartre, Malraux, Apollinaire, Baudelaire, Goethe, Descartes, Moravia, Antonio Gramsci, Jaques Monod, Kafka, Marx, Che Guevara, Neruda ile Matisse, Modigliani, Brancusi, Henry Moore, Gauguin ve Chagall’ın albümleri.” [2]

Bir mimar resim ve heykelden, edebiyat ve felsefeden, fotoğraf ve sinemadan ilgisiz ve bihaberse yapı ustasından ne farkı kalır?

Mimar Jair Valera; “bizi hâlâ şaşırtmaya devam ediyor. Buradan çıkan her proje beni gerçekten heyecanlandırıyor, çünkü Oscar daima yeni bir biçim, daha önce görülmemiş bir şeyler arayışında; bu da beni hep şaşırtıyor, çünkü Tanrı vergisi bir yetenek.” [3]

104 sene süren bir mücadele, son anına kadar çalışarak geçmiş bir yüzyıl. Mesleğinde ve kendinde sürekli yenilik arayan tutarlı bir çizgi. O sanırım tutarlılık ve yenilik kelimeleri ile anlatılmalı.

Sürekli başarı, kendini yenilik ve gelişimlere açmakla ancak devam edebiliyor. Hayat ancak değişimlere ve değişimlere ancak uyduranlara göz kırpıyor. Gelişim süreci bitince, mesleki olarak tatmin ancak erken emeklilik sürecinde anılarını yazarak devam ettirilebiliniyor. Dünya mimarlık tarihi şu an ismini dahi hatırlamadığımız, kendini yarına hazırlamayan ve yeniliklere kapalı, unutulmuş mimarlarla dolu tek defa veya tek dönemlik eser verip kaybolan ve tekrarı gelmeyen mimarlarla.


Niemeyer’in güçlü sentezci özelliği ve basit olanı sürekli çözüm olarak araması ona farklılık kazandırmış.

“Niemeyer’in betonarmenin icadından birkaç yıl sonra doğmuş olması gibi sembolik bir durum söz konusu.” diyor. “Aşağı yukarı aynı yaştalar. Beş yıl önce Belo Horizonte’deki idari yapılarda yaptıklarımızı, doksan metre uzunluğundaki kolon açıklıklarını 1980’de yapamazdık. Niemeyer bilgilerini daima günceller, teknolojik ilerlemelere ayak uydurur ve sonuçlarından yararlanır. Ama bu, ağır bir ilerlemedir.” [4]

Aslında kitabın başlarında yer alan ve Niemeyer’e atfen söylenen en uzun yüzyıl tanımlamasının ne kadar doğru olduğunu, onun betonarme ile aynı yaşta olduğunu düşününce daha iyi anlıyoruz.

Günümüzde Brezilya mimarisinin iki önemli ismi Ruy Ohtake ve Paulo Mendes da Rocha. Mendes da Rocha’ya Niemeyer için mimarinin ne anlama geldiği sorulduğunda verdiği cevap ilginç. Halk kültürünün öneminden de bahseder. Ayrıca yapıların etrafları ile de etkileşim içinde oldukları ve asla tek başlarına düşünülmemeleri gereğini savunduğunu öğreniyoruz.

Form mu fonksiyonu izler yoksa fonksiyon mu formu takip etmeli? Fonksiyon veya formun mimari yaratmadaki önceliği nasıl olmalı?

Mendes da Rocha, “Ben bu karşıtlığa hiçbir zaman katılmadım. Daha doğrusu, tamamıyla fonksiyonel diye bir şey yoktur diyelim. Mimarlığın ilginç yanlarından biri, insanı belli bir davranışa zorlamamasıdır: Hastaneler gibi uç örnekler dışında mimarlığın geri kalanı belli bir role mahkum edilemez. Bir zamanlar müze olan bir yer artık müze değil, bir zamanlar ev olan bir yer de şimdi müze. Burada demek istediğim, mimarlığın hayatın öngörülemezliğini göz önünde bulundurması gerektiğidir. Mimarlık daima açık bir bilgi biçimi olmalıdır, çünkü insan habitatıyla ilgilidir.” [6] diyor.

Bu konu mimarinin en çok tartışılan konularından birisi. Mimarideki ekspresyonist davranış belki de modern rasyonalist mimarinin üstadı Le Corbusier’in Ronchamp Şapeli (1950-1953) ile tekrar dirilmiştir. Modern mimarinin ve rasyonalizmin büyük oyuncusu Le Corbusier, bu irrasyonel uygulaması ile tüm ekspresyonist uygulamalara kanımca cesaret vermiştir. Tabii ki tüm takipçilerini çok şaşırtarak, kendinden beklenmedik bir yapı yaparak.

5. Oscar Niemeyer, MAC Niteroi Güncel Sanat Müzesi , Rio de Janeiro, 1996

Mimar Jair Valera Oscar Niemeyer’in ofisinde uzun yıllar büyük ustayla birlikte çalışmış. “Niemeyer’in mimardan çok heykeltıraş olduğuna dair tartışma hakkında ne düşündüğünü soruyorum. “Niteroi’deki Çağdaş Sanat Müzesi’ne (MAC) girersen içinin dışından daha büyük olduğunu keşfedersin: Alanın tamamı baştan sona kullanılmış. Bir santimetre karesi bile boşa harcanmamış. Niemeyer biçimi daima yaşanabilirlik açısından algılar. Oscar her gün çalışan, yazan, çizim yapan, proje çizen, derginin yazılarını inceleyen, politika ve futbol konuşan, yüz dört yaşında bir adam…” [5]

7a. Oscar Niemeyer, Assisili Francesco Kilisesi (Pampulha Kilisesi)
Belo Horizonte, Brezilya, 1940 – 1943


Ne kadar haklı Brezilya’nın büyük ustası. 1950-1955 yılları arasında inşa edilen bu küçük şapel Oscar Niemeyer’in Pampulha Kilisesi ile benzerlikler içerir. İkisi de rasyonalizme karşı bir duruştur. Le Corbusier’in bu son dönemlerinde mimariyi ve betonu bir heykeltıraş gibi kullanması içerideki küçük ve yüzdesi hesaplanmış pencerelerin yüzeye oranı ve iç mekân kurgusu barok mimari ile açıklanan onun tasarım kriterlerinde görülen öğeleri barındırır. Bir Güney Amerika ve Brezilya doğumludur Oscar Niemeyer. 19. yüzyılda İspanyol baroğunun etkisi altında olan bu topraklardan çıkmıştır. Niemeyer’de barok etki hissedilebilmesi doğal olmalıdır. Çünkü onun topraklarında İspanyol ve Portekiz baroğu ve etkisi hissedilir. Azur çinileri gibi yöresel malzeme kullanımı da vardır. Bence şaşırtıcı olan İsviçre doğumlu Fransız mimarisinin büyük ustası ve modern mimarinin büyük oyuncusu Le Corbusier’in Ronchamp Kilisesi’ndeki irrasyonel tasarımıdır. Bu yapıda barok öğeleri de içeren, mimarideki plastik değerleri tekrar uyandıran bir yol izlemiştir.

Üniversite yıllarında Niemeyer’i inceleyen mimar Ruy Ohtake Brezilya mimarisinin diğer önemli isimlerinden birisidir.

“Bence Brezilya çağdaş mimarlığının ilk eseri, Belo Horizonte’deki Pampulha Kilisesi. Dört kemeri ve hepsi birbirinden farklı kubbeleri var. Devrim niteliğinde bir eser.” [8]

“Dik açıyla çalışmaktan hiç de mutlu değildim. Betonla, daha iyi biçimler daha çabuk yapılabiliyordu. Böylece Pampulha Kilisesini, lokantayı yaptım. 1940’dan 1957’ye Brasilia’ya kadar hep aynı şeyleri yapmaktan bıkmıştım. Bu dönemde rasyonalizmin, çağdaş mimarlık için çok kötü olduğunu düşünmeye başladım. Rasyonalizm mimarın imgeleme gücünü (muhayyilesini) sınırlıyordu. Daha değişik şeyler yapmaya başladım.” [9]

Yapımı 1943’de biten ama Katolik kilise tarafından kutsanmayan bu yapı oldukça tartışılmış. Yapımından ancak 14 sene sonra kutsanan yapı için arada geçen yıllarda hiçbir dini ayin yapılmasına müsaade edilmemiş.

“Eğri biçimlere karşı ilgi duyuyorum. Gelişmekte olan modern teknoloji sayesinde gerçekleşebilen özgür ve hassas eğrileri, eski ve saygın Barok tarzı kiliselere tercih ederim (…) Doksan dereceli köşeleri ve rasyonel mimarlığın cetvel ve gönyeyle oluşturulan anlayışını özellikle göz ardı ettim ve de dökme betonunun bana sunduğu eğrilerin ve düz çizgilerin dünyasına girdim (…) Bu kasıtlı protestoyu gerçekleştirebilmek için, yaşadığım ülkemin ortamından, beyaz kumsallarından, kocaman dağlarından, eski Barok tarzı kiliselerinden ve çekici esmer kadınlarından ilham aldım.” (Oscar Niemeyer) [10]

7a

“Katedrali yaparken de başkalarınınki gibi düzeni olan bir yapı düşünmüyordum. Tam tersine, farklı bir şey yapmak istiyordum. Bir galeri.. Aşağıda insanlar.. Katedrali prefabrike olarak yaptım. Kolonlar o kadar ince çıktı ki sonuçta ben bile biraz şaşırdım. Oysa geleneksel sistemde bu kolonlar çok daha kalın olacaktı.” [11]

9. Frank Gehry, Guggenheim Müzesi Bilbao,Bilbao, İspanya, 1997

Ruy Ohtake de mimari içinde estetiğin öneminin ve estetik değerlerin Niemeyer için ne kadar önemli olduğunu Mondadori Binası’nı ve Bilbao Guggenheim Müzesi’ni örnek göstererek açıklar.

“Oscar bana Milano’daki binanın en güzel inşa edilmiş, en mükemmel eseri olduğunu söylemişti.” [12]

Merkezi yapısıyla sütunların çatıya asılması sütunları strüktürel bir eleman olmaktan çıkartarak sadece görselliğe hizmet etmesini sağlamıştır. Hafiflik ve estetik tamamen ön plandadır.

Guggenheim Müzesi Bilbao şehrinin kuşkusuz en önemli yapısıdır. Bugün tüm dünyadan ziyaretçiler - ki yıllık bir milyon olan sayının %60’ı yabancıdır - müzeyi ziyaret etmekteler. Pritzker mimarlık ödülü sahibi bir mimar olan Frank Gehry’nin tasarımı Müze, Bilbao’nun ve tüm bölgenin ekonomisine büyük katkı sağlamıştır. Düzensiz eğrisel biçimler yapının ana karakteridir.

10. Oscar Niemeyer, Brezilya Ulusal Kongre Binası, Brasilia, Brezilya, 1956 - 1960

Bu mimarlık ancak mücadeleci bir hayat tarzıyla mümkündür. İlkeli ve kararlı bir sanatçı, mimarın ve düşünürün uzun soluklu 104 yıllık hayat yürüyüşü ile açıklanabilir.

“Önemli olan bir şeyler - farklı bir şeyler - yaratmaktır. Brasilia’da Ulusal Kongre’ye çıkan rampayı beraber çıktığımızda Le Corbusier bana ‘Burada yaratıcılık var, burada özgürlüğü hissediyorum.’ demişti.” [15]

1960’lı yıllardan beri Ulusal Kongre Başkent Brasilia’da toplanmaktadır. Anıtsal eksen üzerinde yer alan yapıda yüksek kulelerde meclis üyelerinin ofislerini barındırır. Ters kubbe meclis yapısı kubbe, ise Federal Senato yapısıdır. Birçok yapısında olduğu gibi su ana tamamlayıcı öğe olarak yapıyı kucaklar. Kongre binasında strüktür tamamlanınca mimari de tamamlanmıştır. Bu tarz yapıları çok sevmekte ve kısa süren inşaat süresi büyük avantaj getirmektedir. Strüktürün özgürlüğünden yana olan tarzının bir ürünüdür bu yapılar. Başkanlık Sarayı da buna verilebilecek diğer bir örnektir.

“Müzeye giren insanların yüzde sekseni içeride hangi serginin olduğunu bile bilmiyor, sadece müzenin güzelliği sebebiyle oraya gidiyorlar. Bu durumda en önemli şey nedir?” [13]

Ruy Ohtake tabii ki içinde içerdiği müze materyallerinden çok ön plana yapının mimarisinin geçtiğine vurgu yapmakta. Yani mimarideki estetik değerin önemine işaret etmektedir. Oscar Niemeyer’in Milano Mondadori Yayınevi’nde yaptığı ve düşündüğü gibi.

“David Underwood’un bir monografisinde yazar, Niemeyer’in yeryüzündeki izlerinin psikanalist bir yorumunu sunuyor ve beni düşüncelere sevk ediyor: Brasilia başta olmak üzere Niemeyer’in sanatı sonsuzluğun arayışı gibidir, değişim ve çözünme karşısında kalıcı olanı ifade etmenin bir yoludur. Sartre ve Lacan gibi Niemeyer de insan hayatının absürd trajedisinden yakınır. Niemeyer’in emin olduğu şeyler sadece insanoğlunun ölümlü olduğu ve bireysel kayıpları, siyasi çalkantılar, modern tarihin toplumsal adaletsizlikleri, değiştiremeyeceği trajik kaderi karşısında insanlığın bir anlamda kefaret bulabileceği, destansı, kalıcı ve şiirsel bir mimarlık yaratma gereksinimidir.” [14]

HAYAL GÜCÜ

“Hayal gücü, daha iyi bir dünya arayışıdır.” [16]

“Oscar Niemeyer’i çocuklar bile sever. Oğlumu dört yaşındayken Niteroi Müzesi’ne ilk götürdüğümde gördüklerinden çok mutlu olduğunu hatırlıyorum. Demek istediğim, bu yüz yaşındaki adam, dört yaşındaki bir çocuğu bile heyecanlandırabiliyor. Otuz, kırk, elli yıl önce nasıl çizim yaptıysa bugün de aynı şekilde, aynı tutarlılık ve yaratıcı saflıkla çizim yapıyor… Onun da dediği gibi, mimarlık zihinde biter…” [17]

“O hâlâ havada resim yapan çocuk.” [18]

Ve pek güzel açıkladığı gibi, mimarlık zihinde biter…

“Kalemsiz kağıtsız resim yapardım. Elim yukarıda, havada resim yapardım.” [19]

“Sonradan da, çocukken yaptığım gibi ve sanki hayatım boyunca uğraşım olmuş bir şeymiş gibi, tasarımları önce zihnimde yaptım.” [20]

Oscar Niemeyer’in anlatımı ile mimarlık zihinde biter. Bunu en iyi Niteroi Müzesi örneği ile açıklıyor. Belediye başkanı bu müze yapılırken ona üç alternatif arazi göstermiş. Şu an müze yapılan araziyi görünce tamam burası diye kararını vermiş. Ve birlikte gittikleri balıkçı lokantasındaki sofrada kağıt peçeteye müzeyi çizmiş. Ne değerli bir peçete olmalı şu an eğer belediye başkanı sakladıysa.

11. Oscar Niemeyer, MAC Niteroi Güncel Sanat Müzesi , Rio de Janeiro, 1996

DESTEK OLMAMIZ GEREKEN ÇOĞUNLUK

“Bir yanda dünyanın nasıl yürüyeceğine karar veren bankerler; diğer yanda hiçbir şeye sahip olamayan, yaşamak için mücadele eden ve acı çeken kocaman bir kitle!” [21]

Çizgisinden hiç ödün vermeyen Fidel Castro’nun deyimiyle “ Dünyada kalan iki komünistten biri” diye anılan bir mimar. 1965 senesinde Sylvain Zegel’e verdiği röportajda da bu söylemine vurgu yapıyor. Her şeyden tatmin oldum diyor mesleki olarak, ancak memleketimin mütevazı tabakası ve fakirleri için çalışamadığından yakınmaktadır.

Günümüzde ölümünden sonra onun eserlerini görmeye gelen insanlar, Niteroi gibi veya çoğaltabileceğim birçok eserin de örneklerin de olduğu gibi turizm endüstrisi sayesinde en küçük yerleşim yerlerinde dahi iş ve geçinme şansı bulmaktalar. Sanırım bu bile çok sevdiği Brezilya’sına ve halkına yapılmış büyük bir hizmettir. Onun fikirleri, düşünceleri, Brezilya mimarisine ve kültürüne kattığı yüksek değer ve saygınlıktan daha büyük hizmet olamaz.

NE Mİ İSTİYORUZ? TOPLUMU DEĞİŞTİRMEK!

“Herkesin mimarlığın tadını çıkarabilmesi gerekir, ama bu imkana genelde zenginler sahiptir. Mimarlar zenginler için, hükümetler için, şirketler için çalışırlar; eskiden de prens ve kralların hizmetinde çalışırlardı.” [22]

Pek çok açıdan bakınca mimarlar günümüzde sermayenin emrinde çalışıyorlar. Eski dönemlerde hamiler, krallar ve soylular iken şimdi sermaye sahipleri olmuş. Asıl görevleri ise toplumun öncüsü, yön vereni siyasi olarak da toplumun eleştiri yapabilir tarafı olmalı. Bunu yapan pek çok mimar var tabii ki. İlkeli ve işin ticari tarafında değil sanat tarafında olanlar.

“Mimarların savaş alanı şehirler, kamusal alanlar, gündelik hayattır ve bunlar ortak alanıdır.” [23]

Oscar Niemeyer’i Fidel Castro; “ Niemeyer ve ben dünyadaki son komünistleriz” [24] diye tanımlamaktadır. Siyasi görüşü sebebi ile Brezilya’da askeri darbe ile birlikte ülkesini terk etmiştir Oscar Niemeyer. Fransa’ya yerleşmiş, çalışmalarını burada sürdürmüştür o yıllarda ve bu sürgün dönemi onun mesleğindeki yeni dönemidir. 1964’ten 1975’e dek süren bu dönemini Fransa, İtalya ve İsrail’de yaptığı çalışmalarla doldurmuştur. Le Havre Kültür Merkezi, Paris’teki Fransız Komünist Partisi Merkezi, Milano’daki Mondadori Yayınevi Binası bu üçüncü döneminin önemli eserlerinden bazılarıdır. Sürekli kendini yenileyerek, ilkelerinden ve duruşundan taviz vermeyerek geçirmiştir ömrünü. 70’inde değil 104’ünün son günlerinde bile çok sevdiği çizim masasının başında kalem ve kağıdı ile çizerek, araştırarak, üreterek bir anlamda Nazım’ın dizelerindeki gibi zeytin ağacı dikerek geçirmiştir ömrünü. Meydanı 3 metre aşağıda yapmasının sebebini insanları soğuktan ve rüzgardan korumak olarak açıklamaktadır. Le Havre meydanındaki kurgusunda bir meydan, bir tiyatro salonu ve bir kültür yapısıdır. Bir volkan tasarlamıştır. Le Havre şehrinde 1982 yılında açılan yapı onun yurtdışı çalışmalarının ve askeri yönetiminden ötürü ülke dışında olduğu döneminin eserlerindendir. Bu dönemindeki bir diğer yapıtı İtalya’daki Arnoldo Mondadori yayınevi binasıdır.

Merkezi yapısı, çatıya asılı olan ve strüktürel açıdan da önemli bir yapı olan eseri, Oscar Niemeyer “en güzel inşa edilmiş en mükemmel eserim” [25] diye tanımlamıştır mimar Ruy Ohtake’ye.

“Şu sıralar İtalya’da beş katın, çatı kirişine asıldığı bir bina yapıyorum. Şimdi, hesapları yapmış olan mühendis Morengi’nin bina bittiği zaman söylediklerini anımsıyorum: Bana, beton konusunda bildiklerimi göstermek olanağı ilk kez verildi.” [26]

Oscar Niemeyer tüm yazdığı makalelerinde ve verdiği röportajlardabıkıp usanmadan değişim ve yenilikten bahsetmektedir. Mimari bir buluştur ona göre. Le Corbusier’i eleştirir çünkü betonarmenin getirdiği yenilikleri ve mimari olarak başta geniş açıklıkları geçmede sunduğu imkanları yeterince kullanmamıştır Le Corbusier.

Post modern mimariyi de sevmez Niemeyer. Çünkü modern bir yapı yapılırken eskiye dönülerek tarihten devşirilen motif ve alıntılarla yapılan yapılara karşıdır.*

O geçmişten referans alan mimariyi sevmemektedir.

Ara sıra ülkesine geri gitmektedir. Her gittiğinde askerler ile başı derde girer. Ülkesine geri döndüğünde siyasi polis onu çağırır ve sorgular. Ona ne yapmak istediğini sorduklarında “Toplumu değiştirmek!” [27] diye cevaplar. Mimariden söz etmemektedir. Konu insandır ona göre. En önemli şeylerden biri insan hayatıdır. Eşit ve yatay yaşamdır ve mimariden daha önemlidir.

12. Oscar Niemeyer, Le Havre Kültür Merkezi, Le Havre, Fransa, 1982

GÜZELLİK DE İŞE YARAR

“Yıllar önce bir gün, Alman mimar Walter Gropius’u, Rio de Janeiro’ya hakim bir orman için tasarladığım ve denize doğru eğimli bir arazi üzerine inşa ettiğim bir ev olan Casa das Canoas’ı ziyaret etmeye götürdüm. Gropius evi gördükten sonra bana şöyle dedi: ‘Eviniz çok güzel, ama çoğaltılabilir değil.’ Bu sözler bana inanılmaz saçma geldi! ‘Eğer çoğaltılabilir bir ev isteseydim’ dedim, düz bir araziye inşa ederdim.” [28]

Modern mimarinin en önemli kuramcı ve kişiliklerinden olan Walter Gropius Bauhaus’un kurucusudur. 1919 senesinde Weimar’da kurulan sonra Dessau’ya taşınan Bauhaus felsefesi sanat ile zanaatı birleştirmiştir. Sanat ve endüstri arasında ayrıca endüstri devrimi ile gelişen seri üretilebilirlik kavramını savunmuştur. Endüstri ürünleri tasarımına aşırı önem verilmiştir. Fonksiyonel, çabuk ve ucuzun yanında olan 1920’lerin Almanya’sında toplumsal ihtiyaçların karşılanması asıl amaçtır. Bu açıdan bakınca Bauhaus’un kurucusunun Oscar Niemeyer’e yaptığı “eviniz güzel ama çoğaltılabilir değil” yorumuna şaşırmamak gerekir. Sadece Walter Gropius değil Le Corbusier’in başını çektiği birçok mimar o yıllarda çoğaltılabilir toplu konutlar üzerine çalışmaktadır. CIAM’ın 1929 senesindeki kongresinde bu konu ile ilgili plan çalışmaları asgari yaşam şartlarını içeren konutların standardilize edilmesi ve çoğaltılabilmesi üzerinedir.

Rio de Janeiro şehrinde kendisi için 1951 yılında tasarladığı yapı 1953 yılında inşa edilmiştir. Bu yapı onun 100. yılı olan 2007 senesinde diğer 35 projesi ile birlikte IPHAN tarafından Brezilya Ulusal Anıt statüsüne alınmıştır.

Onu hep eleştirmenler mimarinin beton kullanan heykeltıraşı olarak nitelendirmişlerdir. Ona göre birbirini tekrarlayan eserler yapmak mimarlık değildir. Fabrikasyon ve tekrar edilen yapı da sanat yoktur.

“Mimarlık bir şeyler yaratmak, yaratmak da sanat demektir.” [29]

“Mimarlık ebedi denge, orantı ve uyum kurallarını temel alır; bu kurallar- boşla dolunun, düz ve şeffaf yüzeylerin, düz ve eğimli hatların bir arada yer alması ve tabii heykeltıraşlığın, resmin ve alçak kabartmaların katkısıyla- geçmişin eserlerinde, daima bir arada yer almıştır. Bunun bir örneği, bir mimarlık şaheseri olan Venedik’teki Doge Sarayı’nda görülebilir: Mimar o harika Arabesk kemerler yoluyla üst katların masif yüzeyleriyle çarpıcı bir tezat yaratmak istemiştir. Bazen kendi kendime, bugünkü mimarların sadelik yanlısı dogmaları karşısında bu sarayı tasarlayanların derdi ne diye sorarım.” [30]

13. Kenan Özcan Eskizi - Venedik Dojlar Sarayı

Tasarımda başlangıç noktasını güzellik ve sanat arzusu olarak açıklayan Brezilya’nın ve modern mimarinin renkli aktörü Oscar Niemeyer böylece Baudelaire’nin[31] dediği gibi “beklenmedik olan karşısında hissedilen şaşkınlık duygusu”nun mimari eserin bir parçası haline gelmesi gerekliliğini savunmaktadır. Amaç sokaktan geçenleri hayranlık ve şaşkınlık içinde düşündürmektir. Zaten sanatın tarifi insanların duygusal duyularını uyandırmak becerisi değil midir? Düşündürmeden sanat yapılabilir mi? Halkın yararına olan çirkin ve estetikten yoksun mimari savunulabilir mi?

Palladio’nun villalarındaki gibi resim ve heykelleri mimarinin tamamlayıcı bir unsuru gören büyük usta özellikle anıtsal yapıtlarında resim, fresk ve heykellere büyük bir yer vermektedir. İç ve dış mekânlarda büyük boşluklar oluşturmakta ve bu boşlukları resim ve heykeller ile tamamlayıp anıtsal kompozisyona ulaşmaktadır. Ancak yapılar içine konulan resim ve heykelin de arkasının dolu olması ve bir amaca hizmet etmesi gerekiyor. Tıpkı Güney Amerika Anıtı’nda olduğu gibi.

15. Oscar Niemeyer, Symbolic Statue in
Brasilia, Federal Yüksek Mahkeme Binası,
Brasilia,1958


“Brezilya’da tarih yenidir; şehir tarihi ise daha da yenidir. Bu nedenle, Brezilyalı mimar yaratıcılık alanında daha özgürce davranabilir. Akademik kültürle ve eski biçimlerle belleği koşullanmamış olan halk yeni biçimleri ve her sanat türünü benimsemeye daha hazır durumdadır. Bugünün yaratıcılığı, yarının geçmişini inşa etmeye olanak verecektir. Niemeyer’in deyişine göre, “bu yapılardaki tatlı ya da sert eğrilikler ‘kadın vücudundaki gibi içgıcıklayıcı’ bir etkiyle Brezilya duyarlılığını, ırmakların kıvrımlarını ve bulutlu bir gökyüzünün uyumunu çağrıştırıyor.” [32]

Latin Amerika Anıtı ünlü mimarın 80’li yaşlarda yaptığı kimi eleştirmenlere göre en önemli yapısıdır. Niemeyer’in dördüncü dönemi olarak nitelendirilir. Kendisi de yazılarında en olgun döneminin eseri olarak anlatmaktadır. Amacına bu yapı ile ulaştığını, kendisi, tüm Güney Amerika ve Latin toplumu için bu yapının çok önemli olduğunu söylemektedir.*

“Mimarlıkla sanat bir araya geldiği zaman olağanüstü bir şey olur.” [33]


Oscar Niemeyer’in, eserlerinde sanatsal objeleri, resim, heykel ve seramik de dahil birçok sanat dalını anıtsal yapıyı yüceltmek anlamında kullandığını görüyoruz.

“Bir eserin işlevi, yani kullanım amacı tek başına yeterli değildir, güzellik de işe yarar. Geçmişten kalan bazı eserler, bazı kiliseler ve konaklar günümüzde başka amaçlarla kullanılır ve işlevleri değişmiş olmasına rağmen hayatta kalmışlardır; günümüzde bile bu yapıları kullanmaya devam ederiz. Çünkü o dönemden geriye kalan şey kullanım amaçları değil, güzellikleridir; güzellik ve şiirsellik, zamanı yenmiştir.” [34]

Mies Van der Rohe’nin “az çoktur” lafını sevmeyen Niemeyer, güzelliğin peşinden, şiirselliğin peşinden gidilmeli der. Ancak Mies Van der Rohe’nin modernizmi kadar da yenilikçi olmaktan yanadır. Ona göre ortaya konulan strüktür, çağının tekniğini anlatmalıdır, sürekli geliştirilmeli ve ileriye taşınmalıdır. Ancak hep güzellikler ve şiirsellik olmak kaydıyla…

GELECEĞİ YARATMAK

“Bence günümüz gençlerinin en ciddi sorunlarından biri, yalnızlıktır… Zaten dayanışma ve eşitlik fikri tam da gençler açısından aciliyet gösterir… Neden bu kadar çok rekabet içindeyiz?...Günümüzün en önemli sorunu, fırsatların olmamasıdır; bunun için herkesin kendisine düşeni yapması, risk alması, fikir üretmesi, bir şeyler yaratması gereklidir… Bir şeyler yap, ne olursa olsun, bir şeyler yap!... Konuşmak yetmez, hayal etmek lazım; bir şeylere cüret etmek ve ne yapılabileceğini göstermek lazım!” [35]

16. Niemeyer, Adalet Sarayı, Brasilia, 1963 Kendini sürekli yenileyerek ve geleceğe hazırlayarak, yapılmayanı deneyerek, gelişimin ve değişimin başarıyı getirdiğine inanarak 104. yılında bile yenilik diyen bir mimar Oscar Niemeyer. Hayatının birçok bölümünde geçmişi için özlem duyan bir insan aslında. Ancak geçmişi unutmayan geleceği kurgulayabilir, değişimin ve yeniliğin farkındalığını yaşar.

17. Oscar Niemeyer Uluslararası Kültür Merkezi İspanya, 2011

Çocukluğunun geçtiği sahilde denizden ağları dolu dönen balıkçıları, balık ağlarındaki sıçrayan taptaze balıkları, o eski günlerini hatırlayan, özlem duyan ve etkilenen mimar için su ve deniz çok önemli olmuştur. Mesleki kariyerinde denizi hep rehber olarak görmüş, yaşanacak yerleri hep su kenarında aramıştır. Projelerinde belki de hep su öğesini yoğun kullanması bu yüzdendir.

Gençlik yıllarında yaptığı, ilk dönemine ait olan Pampulha projesi bir risktir ona göre. Yeni bir kavramla yola çıkmakta, denenmemişi denemektedir. Cesaret ancak yolları açar. Söyleyecek yeni bir şeyleriniz varsa kulak kesilir insanlar. Etki bırakmak, yenilik ve değişimle olur. Sanat ve hayat bunun üzerine kurulur. Evet konuşmak yerine hayal etmek lazım ve cüret edip uygulamak… ■

KAYNAKÇA Oscar Niemeyer, Dünya Adil Değil, Sel Yayıncılık, 2013, Çeviren: Leyla Tonguç Basmacı
[1, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 12, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 25, 27, 28, 29, 30, 33, 34, 35]
Sylvain Ezequiel- Oscar Niemeyer Röportaj, Paris, 1965, Çeviren ve derleyen- Mehmet
Çubuk, Mo.org.tr [7]
Doğan Hasol, Mimari İzlenimler, “Oscar Niemeyer’le Söyleşi”, YEM Yayın,1999, İstanbul
[9, 11, 26, 32]
The Curves of Time: The Memories of Oscar Niemeyer, Londra Phaidon, 2000 [10]
“Fidel Castro Hints in Letter He May Step Down as Cuban Leader”. Bloomberg.com [24]
*Doğan Hasol- Oscar Niemeyer Röportajı,“Oscar Niemeyer’le Yeni bir Söyleşi ve Latin
Amerika Anıtı” Yapı Dergisi, Sayı 110, Ocak 1991
Baudelaire : 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerindendir (1821- 1867). [31]
GÖRSELLER
1. somenteboasnoticias.files.wordpress.com
3. bbook..com
Diğerleri: shutterstock.com

24 Aralık 2013, İstanbul
У нашей фирмы классный веб сайт со статьями про Дека-Дураболин купить https://buysteroids.in.ua
жалюзи ролеты

деревянные жалюзи