Aydan VOLKAN

KP49
KP

Mimari ve İnşaat sektörü açısından 2015...
Öne çıkanlar, farklılıklar...
2016 için öngörüler...

2015’e dair...

2015’ten önceki yıllar Türkiye’deki bütün projeciler için daha verimli yıllardı. İnşaat sektörü son 10 yılda çok gelişti ve biz de bu sayede fazlaca projeler yaptık mimarlar olarak. 2015 ise esasen daha az proje ürettiğimiz bir yıl. Daha önceki yıllarda ürettiğimiz projelerin yansımasıyla daha fazla inşaat gördüğümüz; müteahhitler açısından bakılınca daha fazla inşaat yapılan bir yıl olarak değerlendirilebilir. Yine de proje açısından, spesifik olarak bu ofiste fark etmediğimiz ama genelde gözlemlediğimiz nokta daha az proje üretilmesi oldu. Bizim ofiste bunu daha az fark etmemiz son 4-5 yıldır ağırlıklı olarak turizm yapıları, eğitim yapıları yani üniversite kampüsleri ve sağlık sektöründe hastane projeleri yapmamızdan kaynaklanıyor. Konut ve ofis projelerimiz de var ama hiçbir zaman ofisimizin lokomotif projeleri bunlar olmadı. Turizm, eğitim ve sağlık projelerin yatırım planlamaları çok önceden yapılıyor ve yatırımlar devam ediyor.
 
Türkiye’de yapılan inşaatlar başka bir üretimden örneğin sanayiden kazanılanlarla yapılmıyor. Tam tersine çok sert ve açgözlü bir yaklaşımla insanların üretim ve sanayiyi bırakıp onun yerine daha karlı gördükleri, kısa dönemde daha fazla para kazanacaklarını düşündükleri bir konut ya da gayrimenkul yatırımı üzerine ülke ekonomisinin çarklarını ayakta tutma eğilimi var son 10 yıldır. Ülkenin milli gelirinde sanayinin payı her geçen yıl daha da düşüyor.
 
Sektöre her zaman yeni oyuncular giriyor. Bunun yıllara özgü olduğunu düşünmüyorum. Bir takım oyuncular oyundan çıkarlar. Onların boşluğunu dolduracak yeni oyuncular gelir. Bu bayrak yarışı gibi bir şey olsa gerek. Bir de gayrimenkuldeki bu yatırım durumu hep kısa süreli,yatırımınızı çok çabuk likide döndürme, en hızlı biçimde paraya döndürme şeklinde gerçekleşiyor. Gayrimenkuldeki patlama sadece Türkiye’de değil dünya genelinde de görülen bir durum. Demek ki insanlar uzun süreli yatırımlarda sürdürülebilir bir sonuç görmüyor. Bu da dünya demokrasisinin, hukukunun insanlara çok da sürdürülebilir bir kazanç ortamı yaratmadığını gösteriyor. Çünkü hukuk ve siyaset bunu sağlar. Siyasetin sürdürülebilir bir yaşam kalitesi, hukukun da bunun güvencesi olduğu bir yerde uzun süreli yatırım yapılır. İnsanlar daha kısa süreli yatırımlarla daha çabuk para kazanmak istiyorlar. Sanıyorum yeni oyuncuların sektöre girmesi bu yüzden. Çok isterdim bugün konut ve ofis yapacağımıza daha fazla fabrika ve sanayi yapıları tasarlayıp yapmayı. O zaman derdim ki Türkiye’de bir şeyler tekrar üretilmeye başlıyor. Ama onun yerine bir sürü sanayi bölgesi lejantları değişip konut bölgesi haline geliyor.

LA Şarapları Tadım Tesisi ve Mahzeni, İzmir - © Cemal Emden
 
2015’te sadece mimarlık anlamında değil bütün yaşam anlamında beni şaşırtan çok şey var. İki tane seçim geçirdi bu ülke. İki seçim arası ve ikinci seçim sonrasında siyasi ve beraberinde ekonomik olarak denge oturmadı. Denge, huzur ve sürdürülebilir bir yaşam şekli lazım ki beraberinde gelen her şey daha iyi olsun. Türkiye’de, mimarlığın,ekonominin, inşaat sektörünün, sanayinin devamlılığı ancak sürdürülebilir yaşam kalitesiyle mümkün olabilir.

Türkiye’de tasarım her zaman inşaat kalitesinin önünde giderdi ama bence inşaatçılar da artık öğrenmeye başladı. İnşaat kalitesi anlamında da iyi üretimler çıkıyor. Ama bu bir ülkenin mimarlığının marka değeri o ülkenin mimarlıkla ilgili politikasıyla da ilgili. O ülke mimarlık mesleğini nereye konumlandırıyor? Bireysel olarak birçok arkadaşımızın ve bizim de içinde olduğumuz bir kısmının yurt dışında iyi çabalar gösterdiğimizi düşünüyorum. Pek çok iyi ödül alan var. Ama konumlandırmaksa bence bir ülkenin varlığından ayrı düşünemeyiz bir ülkenin mimarlığını. O ülkenin ekonomisi, hukuku, siyaseti ne kadar stabilse orada daha iyi mimarlık yapılabilir. 2016’da ve bundan sonraki yıllarda Türkiye mimarlığının biraz artık kentler üzerinden konuşuluyor olması lazım. Bu “İstanbul’u sıfırdan planlayalım.” gibi bir yaklaşım anlamına gelmiyor. Zaten bu kadar katmanı olan, bu kadar tarihsel geçmişi olan bir kenti sıfırlayıp tasarlamak mümkün değil, olmasın da zaten. Çok yapay bir çözüm olur. Çok daha küçük adımlardan bahsediyorum. Biz sadece bize verilen parseller ölçeğinde mimarlık yapıyoruz. Diğer ölçekte kimsenin bize bir şey sorduğu yok. Biraz daha zamana yayılan, yavaş tasarımlar yapmayı isterdim. Etrafıyla, o parseli çevresiyle sorgulayabildiğim, mümkünse yapacağımız projelerle çevresine de olumlu katkılarımızın olacağı, değişimine, dönüşümüne faydalı olabileceğimiz sadece rant üzerinden değil insanların en temel yaşam hakları üzerinden de bakabildiğimiz bir tasarım sürecini yaşamayı diliyorum bundan sonraki yıllar için.

Piri Reis Üniversitesi, İstanbul - © Ömer Kanipak & Orhan Kolukısa

2016 için...
2016 için öngörüden ziyade umut beslemek istiyorum. Belki bunun üzerinde çok duruyorum ama ülke için daha fazla barış, adalet ve özgürlük diliyorum. Çünkü bu bileşenlerin olmadığı bir yerde ne kadar harika tasarımlar yaparsanız yapın yine de bir tarafınız buruk kalır. Türkiye’nin ve dünyanın siyasi ve ekonomik huzursuzluğundan bağımsız olarak bir mimarlık, tasarım yapmak çok zor.
 
Sürdürülebilirlik açısından önlemini alabildiğimiz kadar alıyoruz. 21 yıllık bir ofisiz. Bunun bir takım altyapılarını oluşturduk. Hem maddi olarak, hem networking anlamında, sürdürebilirlik politikaları anlamında, ne zaman hangi ölçüye gelmemiz gerektiğini deneyimlerimiz sayesinde biliyoruz. Ofisi kurduğumuz 1995’ten bu yana üç dört tane ekonomik krizden, siyaset ve ekonominin çok çalkantılı olduğu dönemlerden geçtik ve her seferinde bir önlemimiz vardı. Kendimi bildim bileli ülkemiz her daim kriz anında olduğu için bizim her durumla baş edebilecek kimisi kısa vadeli kimisi uzun vadeli alternatif çözümlerimiz mevcut. Kriz içinde yaşamak artık bizim için normal bir durum.
 
Nestortaköy, İstanbul - © Cemal Emden
 
Öngörüler açısından bakınca, kimsenin çok belirgin bir öngörüsü yok gibi geliyor bana. Özellikle ekonomi konusunda farklı insanlarla sohbet ederken görüyorum bunu. Kimse önünü göremiyor. Herkes çok daha kısa vadede bakmaya başladı. 2011’de, 2012’de daha çok 2020’leri konuşuyorduk. Şimdi kimse çok uzun süreli öngörülerde bulunmuyor. Daha çok mevsimlik, 3 aylık daha kısa periyotlar için tahminlerde bulunuyor. Bu da çok tehlikeli. İnsanı nihilizme kadar götürür.
 
Bütün bunlara rağmen enerjisi yüksek bir ülkede yaşadığımıza inanıyorum. Bahsettiğim bu olumsuzlukların olumlu tarafı çok çabuk toparlanabiliyor olmamız. Böyle bir enerjisi olan bir toplumuz. Bu olumsuzlukları üzerimizden atabilmek için gereken enerji bizde var. Türkiye’deki insanların hangi etnik ve dini gruptan olursa olsun ortak özelliği, en çaresiz anlarda bile bir umudumuzun olması. Bu bizi tekrar suyun üzerine çıkarıyor. O yüzden benim de içinde olduğum Türkiye’deki bu insanlardan böyle bir umudum var. Bütün bu olumsuzluklara rağmen halen umut beslemek güzel bir şey.

Piri Reis Üniversitesi, İstanbul - © Ömer Kanipak & Orhan Kolukısa
https://best-cooler.reviews

Acheter Cialis 5 mg

Super Kamagra en ligne