A Tasarım Mimarlık: Adım Adım Roma

KP42
KP

Kentler için imgeler çok önemlidir. Çünkü imgedir bir kenti hatırlanır kılan. Bu bağlamda Venedik benim için bir imgeler kentidir. Su, bina ve köprü üçlemesinde hafızamda yer edindi. Zaten onu bir sabun kalıbı misali alıp, işleyen bugünkü dokusunu kazandıran bu unsurlar değil midir?

En çok etkileyen yapılar; Rialto köprüsü, sadece bir geçiş mekânı değil, aynı zamanda bir duraksama mekânı barındırdığı dükkanlar ile… San Marco Meydanı, sadece ölçeği ile değil meydanı tarifleyen yapıları ile beraber büyüleyici… Calatrava Köprüsü, mevcut dokudan ayrılışıyla yeni ve öncü bir tasarım…

Venedik Mimarlık Bienali, mimarlığı tek bir çatı altında toparlayışı ve mimari kültür akışının yoğun bir şekilde yaşanması ile çok eğitici bir ortam… Tüm bu çerçevede A Tasarım Mimarlık Venedik gezisinin bende bıraktığı mimari izlenimler benim için çok değerli. Çünkü bence mimarlık, kültürel alışverişin en üst düzeyde yaşandığı noktada evrenselleşir, zamansız olur.

Öznur YILDIZ

Venedik kent dokusunun dünyada tek su şehri diyebileceğimiz özel bir yapısı var. Avrupa tarihi boyunca klasik dokusunu korumuş ve daha çok uzun süre bu özelliğini bozulmadan koruyabileceğini görüyoruz. Tüm şehrin dar sokaklardan oluşması ve birbirine yapışık evleri hoşuma gitti.

Venedik Bienalinde kurulan Türkiye pavyonunda ülkemizin yeterince tanıtılmamış olduğunu düşünsem de bütün ülkelerin genel olarak kendilerine has özelliklerinin bir araya getirildiği yapılardan oluşması çok güzeldi. Projelerimizde daha fazla sanatsal ürün ve detay çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Bunu başarabilirsek uzun ömürlü ve popülaritesini yitirmeyen yapılar yapabileceğimize inanıyorum. Klasik mimarileri olduğu gibi kopyalamadan kendi kültürümüze uygun yapılar yapabilmeliyiz.

Güray TEKİN

Modern pedestrian bridge over the Grand Canal in Venice, designed by Calatrava

Az katlı ve renkli, samimi yapılarıyla insanı çeken ve içini ısıtan Venedik, sahip olduğu tarihi hala yaşatan sokaklarıyla her adımda büyüleyici. Sokaklar adeta birer sanat galerisi. Resim, heykel, mimari, dans, müzik... Her köşe başında bambaşka bir sergidesiniz sanki. Özellikle Rialto Köprüsü görülmeye değer. Döneminde bölgedeki ticaretin artmasıyla trafik yoğunluğu artan köprünün ilk olarak ahşaptan yapılmasından sonra zarar görmesiyle 1591 yılında ahşap köprünün benzeri olacak şekilde taş ile yeniden inşa edilmesi o dönemde bile eski mimariye duyulan saygıyı büyük ölçüde gösteriyor.

Venedik Bienali’nde ise Türk Pavyonu’nun açılması ülkemiz adına önemli bir organizasyon, orada bulunmak onur vericiydi. Vurgulamak isterim ki mimarlık insanoğluna hizmet eden başlıca mesleklerden biridir, ama öncelikle sanattır. Venedik Bienali’nde buna gerçekten çok dikkat edildiğini gördüm. Orada sadece yapı yoktu; orada dans, müzik, sinema; genç, yaşlı hepsi vardı. Herkes ve her şey bir aradaydı. Mimarlıkta önemli olanı ziyaret eden herkese tekrar hatırlattı bu bienal.

Hasret DEVRAN İNCE

San Marco, Venice

Bu ‘tarih platosu’ denilebilecek yerde, dolaşmak, kaybolmak, anlamaya çalışmak müthiş bir deneyim. Kente eklemlenmiş başta mimarlık olmak üzere farklı sanat disiplinlerinin yer aldığı bienal iliştiği mekândan fazlası ile besleniyor diyebilirim. Kurgusu, teması ve her bir sergisi ise hayata, mimarlığa dair ipuçları veriyor.

Hatice BAŞTABAK

Parco Della Musica - designed by Renzo Piano - © A Tasarım Mimarlık

Tarihin izlerine entegre olmuş modern bir hayat. Kaç defa giderseniz gidin, her seferinde tekrar gitme fikri mutlu ediyor. Kent sizi içine alıyor, merak ettiriyor, her sokağına girme isteği uyandırıyor, yürütüyor, yaşatıyor, yoruyor ama sonunda bir gülümseme kalıyor yüzünüzde.

Tüm yaşanmışlıkların, pozitif yansıması olsa gerek. Yapılar ağır, baskın, oturmuş gayet ciddi iken, içindeki yaşam bir o kadar naif, küçük, mutlu.

Hatice BAŞTABAK

“Tutte le strade portano a Roma.” Bütün yollar Roma’ya çıkar… İtalya, yüzyıllardır mimarlık tarihi için canlı bir müze gibi adeta. Bu seneki gezi programına, Roma, Floransa ve Venedik şehirlerinin tarihi zenginliği yanında Dünya’nın en önemli ve bilinen sanat etkinliği Venedik Mimarlık Bienali’ni de ekledik.

Ana pavyonun teması mimarlığı oluşturan yapı taşlarıydı: duvar, döşeme, kapı, merdiven, asansör, rampa, koridor, pencere, tuvalet… Bu elemanların oluşumu, geçmişi ve zaman içindeki gelişimini bir çok görsel ve teknolojik yöntemlerle tüm dünyadan toplanmış çok özel sergi parçalarından oluşan görsel bir şölendi. Girişte bienal için hazırlanan, mimarlığın hayat için ne kadar basit ama önemli olduğunu anlatan kısa bir film karşılıyor sizi, mimarlıkla ilgili umuda ihtiyacınız olduğunda izlemenizi önemle tavsiye ederim. Bunun dışında söylemeden geçemeyeceğim, Roma’da mutlaka görmeniz gereken mimari yapılar, Ara Pacis Müzesi (Richard Meier), Parco Della Musica (Renzo Piano) ve Maxxi Müzesi (Zaha Hadid)…

Burcu ŞENAL


Maxxi Museum - designed by Zaha Hadid

Venedik çok özel bir kent. Oradaki ruhun ve havanın dünyanın hiçbir yerinde yakalanamayacağını düşünüyorum. San Marco Meydanı başlı başına çok özel bir meydan. Akşam üzeri başlayan müzik ziyafetleri eşliğinde günün yorgunluğunu atacağınız, birşeyler yiyip içerek, güvercinleri, tarihi dokuyu inceleyeceğiniz; yazı, kışı, baharı ile ayrıcalıklı bir kent parçası. Bizim ülkemizde de böyle kent meydanları olmalı diye düşünüyor insan. Ama genel olarak İtalya’nın bütününde bir tarihi açık hava müzesindeymişçesine zamanda yolculuk yapıyorsunuz. Bu dokuları korumak ve hatta onlarla birlikte yaşamaya devam etmek ile ilgili konuları tekrar tekrar düşünüyorsunuz.

A Tasarım Mimarlık Ofisi olarak her yıl düzenlediğimiz yurt dışı ‘workshop’larımızın bu seneki destinasyonu İtalya’da Roma, Floransa ve Venedik şehirleri oldu. Tabii ki Türkiye pavyonunun bu yıl açılması programımızda belirleyici bir etkendi. Bizim için de çok önemli olan Venedik Bienali’ne programımızda özel bir gün ayırdık. Bienal’in bu seneki teması olan Fundamentals-Esaslar bence tasarım ve mimarlığın temel ögeleri ve hayatın her alanında karşımıza çıkan mimari elemanların kullanımı ile ilgili çok öğretici ve ilham vericiydi. Ana sergi Elements of Architecture/Mimarlık Elemanları; duvar, pencere, kapı, merdiven, tavan, döşeme gibi, her yerde kullanılan temel mimari elemanlar aracılığıyla mimarlığın tarihsel gelişimini anlatıyordu. Hatta ana salonun giriş holünde bu elemanların geçtiği filmlerden kareler kolaj halinde sürekli dönüp duruyordu. Çok ilginç olduğunu düşünüyorum.

Ana sergi salonunun ve ülke pavyonlarının olduğu binalar oldukça geniş bir alanda dağınık halde yer almaktaydı, bence sadece mimar olanlara değil, farkında olmadan içinde yaşadığımız tüm alanlara bakış açımızı geliştirmek açısından benim gibi mimar olmayanlara da hatta meslek seçimi yapacak gençlere ve aileleri ile gelen çocuklara bile faydalı sergiler bulunmaktaydı. Türkiye Pavyonu’nu ziyaret ettik, gurur duyduk ve emeği geçen herkesi tebrik ederiz.

Yurt dışı gezilerinin öncelikli olarak kişilerin kendi gelişimleri açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Herşeyden önce kendinize, yaşadığınız kente ve ülkeye dışarıdan bakma imkanı buluyor, mesleki olarak uluslararası tanınırlık ve bunun için yapılması gerekenleri deneyimliyorsunuz. Türkiye’de yapılan projeleri, hedeflerinizi ve pek çok konuyu mukayese edebiliyorsunuz ister istemez. Bizim için en önemli anlardan biri bu yıl tamamladığımız, Mayıs ayında Ankara ve İstanbul lansmanlarını gerçekleştirdiğimiz ‘A Tasarım Mimarlık: The Architecture of Ali Osman Öztürk’ kitabımızı Bienal’in resmi mağazası ve Q shop raflarında görmek oldu. Bizden önce gelip bizi orada karşılayan bir arkadaşımız gibi kitabımızla orada kucaklaştık ve çok duygulandık. Kitabımızı, Bienal’i ziyaret eden uluslararası meslektaşlarımızın da görmüş olması ihtimali bile bizi heyecanlandırdı. Bence kişiler kendilerini ne kadar geliştirirse üretimleri de o kadar olgunlaşır, o sebeple tasarımlarda şu veya bu geziye gidildiği için dramatik bir fark oluşmaz ve oluşmamalıdır da. İster yemek alışkanlıkları olsun, ister giyim tarzı ya da iletişim becerileri, isterse yapılan tasarımlar olsun gidilen her yerin ufak ufak bir şeylere katkı sağladığı görüşündeyim.

İlgiz ÖZTÜRK

Venedik Bienali, yapı elemanlarının geçmişten günümüze evrimleşmesini, dönüşmesini bir arada sunan, devam edilen yolda geleceğin izlerini gösteren, hem öğreten hem de bildiğimiz şeyler üzerinde ne kadar az düşündüğümüzü vurgulayan, çok keyifli bir deneyimdi.

Ülkü EROĞLU

Venedik gerçekten bir rüya şehri... Her sokak, her köşe tablo gibi, görsel olarak etkiliyor. İtalyan yemekleri hem lezzetli, hem doyurucu. Müzeler-özel sanat galerileri, sanatseverlere açık. İnsanın tüm duyuları aynı anda açılıyor.

Çok büyük bir şansla bu yılki mimarlık bienali de çok etkileyiciydi. En çok da Rem Koolhaas-Elements of Architecture yaptığı mimarlık özetiyle akıllarda kalıcıydı, tarifi bu kadar zor olan mimarlık ancak böyle anlatılabilir, daha da zoru hissettirilebilir gerçekten... Gösterilen film, mimarlığın, hayatın ve sinemanın doğal bir bütün olduğunu bana tekrar hatırlattı.

Tüm bu deneyimler toplanınca, gezimiz her açıdan çok güzel ve verimli geçti. Bir daha gitmek dileğiyle...

Eser ÇENGEL

Sokaklarında kaybolmaktan keyif alacağınız yüzen bir kent, kenti kadar köklü bir geçmişe sahip olan bir bienal, hayalleri gerçekleşen bir mimar ve bütün bunların bir araya gelmesini sağlayan bir ofis.Teşekkürler A TASARIM…

Cenk ERKOÇOĞLU

Roma, Floransa ve Venedik kentlerini kapsayan İtalya gezimizde, sanat ve kültür açısından değerli yapıları ait oldukları dönemler ve akımlarıyla birlikte izleme şansı bulduk. Ayrıca Türkiye’nin bu yıl ilk kez, dünyanın en önemli güncel sanat ve mimarlık etkinlikleri arasında sayılan Venedik Bienali’nde uzun süreli bir mekânda olması heyecan vericiydi.

Niyazi AYVAZ


Bu sene A Tasarım Mimarlık’ın geleneksel yurt dışı gezilerinin 11.sinin durağı İtalya’ydı. A Tasarım Mimarlık bünyesinde katıldığım ilk yurt dışı gezisinin İtalya olması, İtalya’da yaşayan mimarlık tarihine tanık olmak adına heyecan vericiydi. Ofis bünyesinde çeşitli çalışma grupları oluşturularak, bir yıl boyunca emek verilip, dolu dolu bir program hazırlanarak bu mimari güzelliklerin hep birlikte deneyimlenmesi ve uluslararası rehberlerle birlikte çalışılması, insana bir geziden çok daha fazlasını sunuyordu.

A Tasarım Mimarlık gezisi bu sene İstanbul ofisiyle birlikte 35 kişiden oluşuyordu. Ekibin birbiri ile olan ilişkisini çok güzel yönlendiren ve paylaşımlarımızı çoğaltan bir gezi oldu. Her sene yapılan ofis ziyaretlerinden bu sene Roma’da Fuksas’a yapılan ziyaret değerliydi.

Gezi’nin finalinin bu yıl küratorlüğünü Rem Koolhaas’ın üstlendiği 2014 Venedik Mimarlık Bienali ile yapılması herkes adına heyecan vericiydi. Bienal’de bizi en çok mutlu eden anlardan biri ise Images Publishing tarafından yayınlanan A Tasarım Mimarlık kitabının Bienal mağaza raflarındaki yerini almış olmasıydı. Bienalde ülkelerin kurmuş olduğu pavyonları gezerken, her bir ülkenin kendi mimarlık tarihine, mimari geleneklerine tanıklık ettik ve mimarinin o ülkedeki sosyal yaşama olan etkisini gözlemledik. Mimarlık camiasından yüzlerce ziyaretçiyle bir araya gelinip düşüncelerin paylaşılmasına olanak verilen bu ortamın, ofisin gelişimine büyük katkılar sağladığını düşünüyorum.

Cüneyt ÖZTÜRK

A Tasarım Mimarlık bu yılki yurtdışı workshop çalışmasını 14.sü düzenlenen Venedik mimarlık Bienali vesilesiyle İtalya’ya yapmaya karar verdi ve çalışmalarımızı Roma, Floransa ve Venedik üzerinde sürdürdük. Gezi öncesi yaptığımız araştırmalar ve mimarlık tarihçisi Nihal Çetintürk’ün bizlere Roma mimarisi ve Rönesans üzerine kısa anlatımı oldukça faydalı oldu, mimarlık tarihi derslerinde aldığımız bilgileri güncelleyerek geziye hazırlandık.

Roma kurulduğu dönemi ve tarihsel dokusunu koruduğu için dünya genelinde yoğun turist çeken şehirlerden biri, farkı dönemleri yansıtan palazzolar, meydanlar, forumlar oldukça etkiliydi, tek olumsuzluğumuz bir takım yapıların bakım ve onarım işlerinin bizim gezimizle aynı tarihlerde yapılmasıydı. Şehirde neredeyse yeni yapı yapılmıyor, yapılanlar ise star mimarların yapıları ve oldukça iyi etüt edilmiş, doğal ışık kullanımı dikkate alınarak mekânlar iyi tasarlanmış, tarihsel çevreyle iyi entegre olmuş yapılar.

Roma’dan otobüsle Toskana bölgesini geçerek Floransa’ya geldik, yol boyunca karşılaştığımız yeşilin içindeki kasaba silüetleri etkileyiciydi, yolculuğumuzu heyecanlı hale getirdi. Roma’dan sonra Floransa’da da gezip görülmesi gereken yapıların bir kısmının bakım işlemleri devam etiği için vaftizhaneyi göremedik ancak vaftizhane iskele kaplaması ve katedral hoş bir kontrast oluşturuyordu.

Venedik, yıllarca Avrupa’da ticareti yönlendiren şehirlerden biri. Belli ailelerin yönetiminde olan şehir bu ailelerin etkilerini diğer şehirlere hatta İstanbul’a kadar getirip bazı yapılara yansımış. Şehir geceleri adeta boşalırken gündüzleri turistlerin akınına uğramakta. Fonda dekor gibi duran yapıların oluşturduğu siluet bazen insanı bir filmin sahnesi içinde hissettiriyor. Yapılar, yapı grupları her noktasında süprizleri barındırıyor, bir pencere panjuru, bir kapı kolu vb. elemanlar dikkatimizi sürekli objelere yoğunlaştırıp bütün ve detay arasındaki ilişkileri düşündürüp duruyor.

Viela Giardini içinde yer alan bienal pavyonları Scarpa’nın tasarımı olan bilet gişesiyle bizleri karşıladı, “Fundamentals” ana başlığı altında Rem Koolhaas tarafından tasarlanan ana pavyon, mimarinin temellerini anlatıyor, mimaride yok edemediğimiz tüm elemanların zaman içindeki gelişimini ve değişimini bize anlatırken kendimi mimarlık öğrencisi olarak düşünmeme neden oldu. Arsenal içinde bu yıl ülkemizin kalıcı pavyon alanı da yer alıyordu, hafıza mekânlar teması altında Murat Tabanlıoğlu tarafından tasarlanan Türkiye pavyonu İstanbul ve AKM üzerinden toplumsal belleğimizi canlandırmaya çalışıyordu, bu mekânlar ülke genelinde kurgulansaydı bence daha iyi olurdu diye düşündüm. ■
купить мужские солнцезащитные очки

модные оправы для очков для зрения

https://showroom-kiev.com.ua